Kaplumbağalar

·
Okunma
·
Beğeni
·
14bin
Gösterim
Adı:
Kaplumbağalar
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
350
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754184020
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar Türk köylüsünün yaratıcı gücüne inancın romanıdır; hiç sürülmemiş, üzerinde ot çöp kalmamış, pur taşlarıyla dolu topraklarda bağ yetiştirenlerin (...) Bozkırın rengini değiştirenlerin romanı... Fakir Baykurt köylülerin yaratıcı gücünü gösterebilmek için, kavganın tabiatla insan arasında olmasına özellikle önem vermiş; köylülerin 'kara toprağın rengini değiştirmek' için giriştikleri mücadelede bir sınırlayıcı güçle karşılaşmalarını istemiş. Alevi köyünü seçmesi sanırım bundan: Köyde cami de yok, imam da. Dahası var: Ağa da yok. Egemen güçlerin temsilcisi, çıkar koruyucusu bir muhtar da yok; Muhtar Battal, köylülerin ortak çıkarları için, köylülerle birlikte çalışan herhangi bir köylü.
- Fethi Naci
(On Türk Romanı)
400 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Söze orta yerinden başlamak gibi olmasın da, sayfalar ilerledikçe, kapıdan çıktığımda elinde bastonuyla Kır Abbas’ı göreceğim hissine kapıldım. Görmeyi de çok isterdim doğrusu. Kitabın başında tepemi attıran, neredeyse nefretimi kazanan, “köyün en akıllı delisi” bu ihtiyar gönlümde kocaman bir yeri kapladı. Onun hakkında sayfalarca yazabilirim emme sürpriz bozancı olmak istemiyorum. Bu inatçı, doğru bildiğinden şaşmayan, sıra dışı ihtiyarın, son zamanlarda dilime doladığım sözüyle yazıma devam edeyim.
“Pekey, pekey bakalım!” Bu kitabı neden bu kadar sevdim? Sevmek sözcüğü az kalır, hayran oldum… “Kele bacım, ne ola ki bu kitabı bana bunca sevdiren?”

İnsan belli bir yaşı devirdiğinde hüzünden kaçar hâle geliyor. Daha önce hiç Fakir BAYKURT okumamış olan bendeniz, onun kitaplarını okuyunca Kemalettin Tuğcu kederine gark olacakmışım gibi saçma hislere kapılarak bu olağanüstü yazarın usta kaleminden yıllarca mahrum olmuşum. “Ben ne yaptım bunca yıldır? Vay suyum ısına, vay adım bata!”

Fakir BAYKURT, eserlerinde köy gerçeğine ve sorunlarına en çarpıcı biçimiyle parmak basıp, en can alıcı şekilde gözler önüne sermiş muhteşem bir yazar. Onun usta kaleminden dökülmüş böylesi bir esere benim inceleme yazmak haddim değil. O yüzden işin “devlet - köylü – aydın üçgeni", "eşitsizlik", "kadın sorunsalı", "edebî dil" vb. için paragraf açmadan, “ben” ne anlayıp ne hissettiysem kısaca onu aktarmak istiyorum. “İstemem o ki” birileri "marak etsin" ve mutlaka bu "gözel" eseri okusun.

Tozak Köyü, Ankara’nın yanı başında, düzlüğün ortasında, bir yudum “kölgeliğe” hasret, kırk yamalı bir yoksul yorgan ki, alevinin hası köylüsünü örtmek istese de örtemez. Cumhuriyet’in Devrimleri hemen başucunda yapılmış ama Tozak kırına devrimin rüzgârı bile değmemiş. Kır Abbas der ki, ‘’ Otuz, belki daha fazla yıl önce neyse bugün de o! Kuyumuz, suyumuz aynı! Günümüz, kölgemiz, arpamız, buğdayımız aynı! Kıracın üstünde belki daha da kötü olduk...”

Her geçen gün gelişmekte olan dünyada, bir lokma yiyeceğini dahi kavrulmuş topraktan dişiyle, tırnağıyla toplayıp hayata tutunmaya çalışan, koca yürekli insanların köyü…

Kır Abbas, boyun eğmeyişin, mücadelenin simgesi, köylünün en deli akıl hocası, ağzından küfür kıyametle dökülen bilgelik dolu sözlerine hayran olduğum. Kalbimin Nietzsche’si…

Hamdi Bey, toz toprağın içinde yeşeren umutların mimarı, yol göstericisi, kökten yetişme aydın, "Fakir’imin" ta kendisi.

Muhtar Battal değil, “Battal Muhtar”... Köylüsünün acısına – sevincine, varlığına – yokluğuna, tozlu ve yanık kaderine ortak, adam gibi adam muhtarım…

Ve EĞİTMEN RIZA, CENNET KADIN, SENEM GELİN, YUSUF OĞLAN, ve de korkusuz dedesinin korkusuz torunu, bağların yeşeren umudunun meyvesi mini minnacık YEŞER…

“İyisi üzümün ha!” diye bağırarak köyü gezen satıcıya boyun bükmekten usanıp, pekmezini, şırasını, şarabını kendi yapmak için, yanmış kavrulmuş toprakla amansız, aç susuz bir mücadeleye giren, bu mücadelede hiçbir destek görmediği gibi sürekli ayağına takılan çelmelere rağmen yılmadan yoluna devam eden TOZAK KÖYLÜSÜ…

EN NİHAYET KAPLUMBAĞALAR
Bir ufak kölgeliğe, bir dal yeşilliğe hasret, umut dolu kaplumbağalar. Tozaklı’nın yurttaşı, kader yoldaşı ve rüyasının ortağı, kendi yurdunu başına taç yapmış kaplumbağalar…

Hangi birinizi unutabilir insan?

Bunu da söylemeden geçersem haksızlık olur:

Baskı ve dayatmanın her türlüsüne karşı olsam da sevgili Tuco Herrera bu kitapları okumamız yönünde yaptığın zulüm derecesindeki baskı için teşekkürü borç bilirim. İyi ki kafamıza vurup durmuşsun yoksa bu okumayı kim bilir daha ne kadar erteleyecektim…

Bu dünyadan bir Fakir BAYKURT geçmiş. Gelip de gönlümün tahtına oturmuş.
Adını yaşatanlara selam olsun.
368 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Selam olsun hepinize tekrar kikirikler !! Öncelikle bugün 19 Mayıs! Hepimizin bayramı kutlu olsun .. Hepimizin diyorum tıpkı Memduh Bayraktaroğlu'nun videolarının açılışında kullandığı gibi .. "Merhaba gençler ! Merhaba genç kalanlar ve genç kalmakta KARARLI OLANLAR !" =)) Kısaca herkese merhaba ! =)) Şimdi biliyorsunuz ki bir Fakir Baykurt etkinliği başlattık .. Biz de "Satanic Forces" kabilinde temsil ediyoruz "Cehennem Birliklerini" , 666 kapı numarası ile .. Boynumuzun borcu bu incelemeyi yapmak ! Neden dersen , ortama benzini döken biziz , ateşi veren biziz .. Ee durum böyle olunca mangalın başına geçip ızgaranın tadına bakıp gelen pirzolaları lüp lüp yiyecek değiliz .. Arada sofrada bizim de bir tuzumuz olsun diyerek yapıyoruz bu incelemeyi .. Hazırsanız ben "Human BBQ" ortamlarına az ara vereyim .. Siz de buyrun gelin konuk olun soframıza ..

Sayın şekerpareler , bu okuduğum sanırsam 4. Fakir Baykurt romanı .. Hayatını az buz bildiğim ve eserlerinden en önemlilerini okuduğum için artık romanlarının arasında mukayeseli eleştiri ve tespitler yapabilecek yetkiyi görüyorum kendimde.. Yani yetki dediysek aman sakın ola ki bir burnu büyüklük sezilmesin bu söylediklerimizde .. KENDİMİZCE diyelim biz .. Bilirkişi değiliz .. Edebi elitlerimizin o alanlar .. Biz işsizlikle damıtıp zerk edicez size bildiklerimizi ..

Daha önce okuyup sonrasında incelemesini yaptığım Onuncu Köy olsun ,Yılanların Öcü olsun , şu an incelemesini yaptığım Kaplumbağalar olsun olayın merkezi her daim köy yeridir Fakir Baykurt romanlarında .. Anadolu'nun bu yüzünü yansıtan yaşam mücadelelerinin romana yansıdığı kısımlar hep .. Ve bu kavganın yeraldığı olaylar bütününde genellikle bir bilinçlendirme söz konusudur .. Bu bilinçlendirme harekatını ise Fakir Baykurt , genellikle romandaki köy öğretmenleri ya da köy yerindeki marjinal kişiler vasıtası ile yapar .. Misal Onuncu Köy ' de Nohut Dere'sinin ıslahını ve kurutulmasını ortaya atan öğretmenimizdir .. Lakin olaya sahip çıkıp , dürüm çiğ köfteye sarılır gibi DAVAYA sarılan(ÇİĞ KÖFTE RULLZZ!! ) şahıs Topal Pehlivandır ..Öğretmen onu doğru yola sokmuştur ..Konuşmaları sonucunda düşüncelerinin yol ayrımında doğru yola sapıverir .. Kaplumbağalar'daki olay seyrinde ise NEMRUT , "İŞSİZ" <3 , GEÇİMSİZ ve işten kaytaran bir Kır Abbas çıkar karşımıza .. İşbu Kır Abbas - ki adamın KRALIDIR !- olayların başında kendi tarlasında dahi çalışmaktan kaçınan tembel bir adamdır ..Sonrasında arkada çalan Europe - FINAL COUNTDOWN parçasıyla köyün vazgeçilmezi oluverir .. Yapılan işin şuuru , mücadele ve çalışkanlık kendisinden sorulur olur ... Buraya kadar anlatmak istediğim şudur ki sayın çokomeller , Fakir Baykurt genel olarak eserlerinde azmin elinden HİÇBİR şeyin kurtulamayacağını , en olmadık kişilere yüklediği misyonlarla gözünüzün içine kelimenin tam anlamıyla SOKAR ! Fiil kaba oldu biraz ama idare et cicim ... Misal Amerikan Sargısında köylüler OTORİTEYE bir ders vermek için , kendilerine düzen olarak dayatılan düzensizliği el birliği ile yıkıp yok ederler .. Tıpkı burda da yoktan var ettikleri asmaları ya herro ya merro diyip davarlara yem ettikleri gibi .. Bu bağlamda, bu büyük yazarımızın bizlere aşıladığı bilinç ,haksızlığın karşısında NE OLURSA OLSUN dik durmak , karşı koymaktır .. Bu olguların ne kadar elzem olduğudur zerk edilmek istenen .. Köleliğe bir kez kolunu kaptırıp ,haksızlık ve hukusuzluğun , yanlış işlerin tarafına geçersen , o TASMAYI boynundan çıkarmak ilerleyen zamanlarda ÇOK ama ÇOK ZOR OLUR .. Zira hepimiz biliyoruz ki , HİÇBİR KÖLE EFENDİSİNE YARANAMAZ! Daha önce de söyledim ama yine söyleyeyim , Fakir Baykurt bir DAVA adamıdır ! Köylüye inancı TAMDIR ! Zaten köylüyü uyandırdığı, ONLARIN YARATICI GÜCÜNÜ uyandırmaya çalıştığı için sayısız kovuşturma geçirmiştir .." Babamdan miras kaldı bana bu topraklar" diyerek postun başına çöreklenen haksızlara karşı , o toprakta esas hak sahiplerinden KÖLELEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILANLARDAN yana olmuştur her daim.. Bu romanı yazdığı dönemlerde de Ankara ilçelerinde müfettişlik yaptığı dönemlerdir .. O dönemlerde , yani 27 Mayıs sonrası köylerde yaptığı gözlemlerin ürünüdür KAPLUMBAĞALAR ..

Romana gelecek olursak , bozkır olarak adlandırılan İç Anadolunun merkezi sayılan ÇORAK Ankara' nın Tozak köyünde , yoktan var edilen bir bağın savaşını verirken , kanunların ve bürokrasinin hak bilmezliğini tecrübe eden köylülerin Devlet - onların diliyle HÖKÜMET- denen soyut güce çarpmaları ile başlarına gelenlerdir anlatılanlar ..Baykurt' u cidden ayakta alkışlamak lazım çünkü kendisi de bir devlet birimi olarak çalışırken devletin bu kıyıcılığını , vurdumduymazlığını , yaptığı yanlışları tabiri caizse sonuna kadar eleştirmiştir .. Hem de kıyasıya ! Kısaca devleti simgeleyen CİP 'in köylüyü simgeleyen Kağnı'ya çarpmasıdır anlatılanlar .. Kağnıya ya da cipe neler olmuştur onu da siz okuyunca göresiniz sayın çokomeller !
400 syf.
·Beğendi·7/10 puan
1960lı yılların Türkiyesi’nde yayılmakta olan sosyalizm akımına kapılmış olan yazar, sosyalizmi, Türk İslam toplumu değerleri ile birleştirmeye gayretleyerek Asya tarzı üretim modelini; Orhan Kemal, Tarık Buğra gibi çağdaşı edebiyatçıların yaptığı gibi tanıtmaya çalışmış. O yılların popüler tarzı olan köy temalı romanlara iyi bir örnek. Köy enstitüsü etkisi açıkça kendini gösteriyor. Ayrıca Alevilerin inanç sistemi ve kültürlerine de ışık tutuyor. Okuyan bir toplum için faydalı bir eser. İşlemeyen bürokrasi, ihtiyacı karşılayanmayan kanunlar, sahipsiz köylüler, güç savaşları ve daha bir çok Türkiye gerçeği.…
400 syf.
·5 günde·10/10 puan
Fakir Baykurt , romanlarında yoksul, biçare köylünün 60'li yıllardaki trajik sorunlarını anlatır. Yılanların Öcü 'nde, koylunun, vardık muhtar ve onun yardakcilari ile olan mücadelesini okuduk. Tırpan da koylunun karşısında bu kez zengin, herşeye sahip olabileceğini zanneden ağa vardı. Onuncu Köy de zulüm sırası siyasi otoritedeydi. Zamanın gerici zihniyetindeydi. Eşekli Kütüphaneci de karşımıza bu kez bürokrasi çıkmıştı. Okuma sevdasinin, ilericiligin karşısındaki güç bürokrasiydi. Kaplumbağalar da ise sahne devletin idari işleyişinde.

Arka kapağında kitabın şöyle diyor. " Fakir Baykurt 'un halk devlet ilişkilerini en fazla kurcaladigi romanı kaplumbağalardir." Biraz detay verelim, bunu da belirtelim.

Ankara'ya yakın, güneşin tepede kavurdugu, tozdan sitki sıyrılmış, kır, tek bir ağacı bile olmayan, serinliğe hasret Tozak köyüne götürüyor bizi büyük eğitimci ve yazarımız. Tozak köyünün geçimi son derece sınırlı. Dize kadar bile gelmeyen ekinleri biciyorlar her yıl. Bir de zayıf, sıska hayvanları var. Sudan yoksun bir köy Tozak. İçme suları kuyulardan karşılanıyor. Hastalık kapılarından eksik olmuyor. Gecekondudan bozma bir küçük okulcuklari var. Bir de köyün tek tük okuryazarlarindan eğitmen rıza. Ve, koyun yarı deli yarı ermiş Kır Abbas'i.

Çocuklar, balın, üzümün, pekmezin tadını bilmiyorlar. Çünkü yok. Yok nedir bilir misiniz? Yok perişanliktir. Yok caresizliktir. Yok utanctir. Yok, yok.... Diğer köylerden gelir tadımlık üzüm. Sade tadına bakarlar. Ellerindeki buğdayla takas ederler, zararına.

Köyün purluk denen bir yeri vardır. Hiçbir işe yaramaz. Kuru ot. Altı silme taş. Kimsenin gözüne bile ilismez. Kıraç, kötü bir yer. Eğitmen Rıza önayak olur. Muhtar cesaretlendirir köylüyü. Günlerce taş taşırlar sırtlarında. Kayayı temizlerler, toprağı diz boyu kazarlar. Üzüm yetiştireceklerdir orada. Bataklıkta gül yetiştirmek gibi bir şey. Çubuklarini bile kendileri bulurlar. Yardım alamazlar Ziraatten. Beş yıllık çileden sonra... İlk üzümleri kırarlar. Pekmez kaynatıp, şarap sikarlar. Keyiflerine diyecek yoktur artık. Kimseye muhtaç değildirler. Kendi üzümleri, kendi pekmezleri, kendi şarapları vardır. Harika bir duygu. Kimseye muhtaç olmamak. Kendi ürünlerini yerler, içerler. Bunun tadı bambaşkadir.

Her iyinin sonu vardır derler. Doğrudur. Meğer, hiçbir işe yaramayan, taş kaya dolu purluk hazine maliymis. Devlet koylunun elinden alır bağlarını. Üstüne bir de borç çıkararak. Gelin, insanların hayal kırıklığıni anlayın. Aylarca çalış, yıllarca sabır göster, tam semeresini alacakken, elinden alsınlar. Geri almak için verilen dilekçeler, asindirilan kapılar, ricalar fayda etmez. Çünkü kanun vardır, purluk hazinenindir.

Bu roman gerçekten arka kapaktaki yazının tam karşılığı. Halkın devletle karşı karşıya geldiği trajik bir konu. Müthiş bir dil, harika bir surukleyicilik, ve de eşsiz bir Fakir Baykurt anlatımı. Peki, kaplumbağa bu romanın neresinde? Bunu cevabını da bu romanı okuyunca anlayacaksınız.

İyi okum
368 syf.
·28 günde·8/10 puan
Köy hayatını, köy insanlarının yaşamlarını ve içsel gerçeklerini anlatan harika bir kitap. Kahramanlar o kadar güzel yansıtılmış ki hangi köye sapsanız onlardan birini şimdi bile görürsünüz. Onlarla kızıp, onlarla yorulup, onlarla mutlu oluyorsunuz. hele Kır Abbas… Bu adama hem çok kızıyorsunuz hem de çok seviyorsunuz. Ve Öğretmen Rıza’nın, muhtarın, Yusuf Oğlan’ın, Senem Gelin’in ve köylülerin de hakkını yememek lazım. Hepsi ama hepsi aslında bizim çok yakınımızda. Tabi yaşadıkları sıkıntılar da.

Fakir Baykurt’tan köye ve köylüye dair bir başyapıt… Küçümsenen, beğenilmeyen köylünün neler yapabileceğini, nasıl yoktan var ettiğini görüyoruz. Bu güzel işlerin devlet tarafından destekleneceği yerde köylünün engellerle karşılaştığını gördüğünüzde düzene bir kez daha sövüyoruz. Romandaki kaplumbağa imgesi ve kaplumbağalara dair bölümleri okuduktan sonra gördüğümüz her kaplumbağada Tozak köyünü, Kır Abbas’ı hatırınıza getirip hüzünlenmemek elde değil.

Yazılmış en iyi köy romanlarından biri ‘Kaplumbağalar’. Alevi köyünde geçiyor hikaye. Ama diyelim yoksulluk var, diyelim apaçık bir köy gerçeği var. Çırılçıplak bir cehalet var, ama zararsız, şehre çıkınca kendini belli eden, ama köyde sırıtmayan. Mesela çok ciddi bir tespit var ki; bugün hala geçerliliğini koruyan ve ciddi bir çoğunluğu ilgilendiren bir tespit. Şehirden tapu için gelen memurlara yumurta pişirir köylüler ve ‘şehirli’ bir memur yumurta yerken, bir tavuğun heladaki dışkıları eşelediğini görür yumurtayı yiyemez. Bu bir statü göstergesi, mesela bu bir imgeye dönüşür, tiksinmek olarak zuhur eder.. Sonra küçümsemek olarak zuhur eder. Halbuki o memur da aslında köylüdür. Halbuki tavuğun dışkıyı eşelemesinin bilimsel bir açıklamaya ihtiyacı yoktur. Bunu herkes bilir. Yumurta daha güzel olur öyle. Ama o memur ve onun gibiler geldikleri yerleri çabuk unuturlar ve kötü birer eleştirmen olurlar. Toplumsal dönüşüme en ufak katkıları yoktur.
Öte yandan köylü ciddi bir çaresizliğin içerisinde kıvranmaktadır. Köye kil satmak için gelen adamın, kadınların çocukların önünde:’İyi-si-kil-in haaa!’ diye bağırmasına dahi ses çıkaramaz.
Daha buna benzer birçok şey var elbette. Ama kaderine terk edilmiş bir sınıf, köylü sınıfı, kendi kendine birşeyler yapmak istiyor ve yapıyor da.. Fakat kendi kendine pek birşey yapamayan üst sınıfların, üst düzey yöneticileri, küçük hesapların peşinde koşan küçük adamlar oldukları için hiçbir fırsatı kaçırmazlar. Hikaye de bunun üzerine kuruludur. Çok can yakan bir sonu olan bu kitabın satır aralarında birçok mesaj var.

Beni Fakir Baykurt ile tanıştıran “Kaplumbağalar” romanınıdır. Okuduğum en iyi köy romanları arasında sayabilirim. Çorak Tozak Köyü’nün yoksul ama kanaatkar, cahil ama çalışkan insanları, Kır Abbas ve Eğitmen Rıza’nın önderliğinde canlarını dişlerine takıp elele vererek, bir üzüm bağı yeşertirler köylerinde. Bağı kurarken kendilerine “nasıl biliyorsanız öyle yapın” diyen bir “Devlet Ana” vardır. Lakin bağlar yeşerip, üzümler küfelere dolduğunda, üzümü yemek isteyen, aynı zamanda bağın da hesabını soran bir “Devlet Baba” çıkar karşılarına…
Bu muhteşem köy romanını okurken, ilk satırından son satırına kadar siz de bir Tozak köylüsü olursunuz. Bağ çapalanırken yorulur, üzümlerin olmasını beklerken sabırsızlanır, bağbozumu yaparken sevinirsiniz. Fakat kitabı bitirdiğinizde bağından edilmiş bir Tozaklı olmanın hüznü ruhunuza bu kitaptan yadigar kalacaktır.

Toplumcu gerçekçilik anlamında yazılan önemli bir eser. Toplumsal mesajlar veren güzel eserdir. Okumanızı tavsiye ederim
400 syf.
·2 günde·10/10 puan
Tozak köyünü duyanınız var mı?
Varın size başımıza gelenleri anlatayım;
Bizim köydür Tozak.
Hemi de ne köy?
Altmış haneli başlığı kızıl bir köy.
Toz,tezek kokar. İnsani hayvan kokar. Sıcaktan küle dönmüş bu toprakla ellerimiz sabun görmemiş,dillerimiz üzüm tatmamıştır.

Aha şurdan geçen Ankara otobüslerine,kasabaya giden minibüslere bir bakın,sadece tozunu,dumanını salmışlardır bu köye. Bakın şu boz tepeyi çıkmaya çalışan kaplumbağa var ya o iste Tozak’tır. Köyümün biçareliği de umudu da şuncacık hayvana sinmiştir.

Vatan savunmasındayken yüzbaşı Sami “Bu savaş bizim Kurtuluş savaşımız oluyor ama tetikte olalım, Kemal Paşa bizi bizi yeni bir savaşa çağıracak. Bence asil savaş o olacak. O savaşı kazanalım ki karnı tok,sırtı pek bir millet olabilelim.” dediydi. Savaş biteli belki otuz sene geçti ama biz kendi kurtuluşumuza bir türlü eremedik. Otuz sene önce neyse şimdi de o. Kuyumuz,suyumuz aynı. Bir tek vergimiz arttı,devletimiz var olsun.

Beyim,hanımım;
Sen,Gazi Kemal’i duydun,ben gördüm “Memleketin efendisi,başkanı köylüdür.” demişti. Demişti elbet,Çünkü o bilirdi Kurtuluş savaşının bu köylülerle kazanıldığını. O bilirdi köylünün yalnız kendi için değil milletin ekmeği için de çalıştığını. Köyün ışığı söndü mü memleketinki de sönmez miydi?

Sönerdi elbet...

Şu cipin çalımına bakın hele! İçinde mühim birileri vardır herhal,vardır da bize uğramaya vakitleri yoktur. Kırı,bayırı yanan bu kırçıla bir gelen satıcılardır. Bize üzüm satar,karşılığında buğdayımızı alır. Ama bizler alışık değiliz lokmayı dışardan almaya,taştan çıkarırız ekmeğimizi,devletimizin de on kolu yok ki birini de bize vere,aklımıza koyduk,köyün sınırında yavan bir purluk var,kazıyıp adam edeceydik.Bağ olacak,bostan kokacaktı bizim Tozak da...
Su yoksa kuyu kazmalı, purluğu pak etmeliydik.
Bağ için gerekli çubuk için ilçenin ziraatçısına gittik de,benden broşür,afiş isteyin, çubuk neyin istemeyin,dediydi. Devletimizde
olsa verirdi elbet,yok ki gariban ziraatçı da yok diyip “off”etti bize. Olsun onu da kendimiz bulmalı.
Bulduk...
Yüz yıldır orda öylece yatan Purluğun taşını toprağını ayırdık,kuyu açtık su çektik, bir garip purluk idi bağ ettik.

Sonra ne mi oldu?
Toprağın,sefaletin kokusunu almayanlar,bizim bağın binbir emekli özümünün kokusunu alıverdi.

Devletimiz var olsun,hükümetimizin ömrü uzun olsun dedik su başımıza gelene bakın hele?Koca ülkeyi kurtardık da bir parçam toprak çok görüldü; bu vatanı biz de savunmadık mı,Purluk taşla doluyken biz temizlemedik mi, bağ için çabukları kendimiz bulmadık mı?Ulan yuh olsun size
Yuh olsun!
Böyle bir yerde sağlam çocuk doğar mı?Doğmaz,bir kez karnı,göbeği bozuk olur,demişti gezici Hamdi.
Daha ne kadar Merdin yakası namerdin eline düşecek?
Böyle midir bu devran?Belki bir gün gelir devlet baba herkesi kendine evlat bilir ha!Bilir de yetmişindeki Kır Abbaslar çarıklarından utanıp, iki büklüm kalakalmazlar “baba” diye saydıklarının yanında.
Hani derim bir gün...
Belki..
368 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Şimdi kitabın her sayfasında köyünüzün tozlu yollarından geçip, temiz havasını içinize çekiyorsunuz. Bu Fakir Baykurt'un kaleminin güçlü olması ve köy hayatını çok iyi bilmesiyle ilgili. Fakat köy hayatını bu kadar iyi bilen birinin aynı zamanda bürokratları, şehirlileri, kurnazları, hokkabazları bu kadar iyi tanıması garip. Bunun için memleketin insanını tanımak, çok okumak ve çok gezmek gerek.

Çorak araziyi kendince güzelleştiren, emeği bölüşen, hatta ellerindeki ürünü çevredeki insanlara bedava veren Tozak Köyü sakinlerini anlatıyor kitap. Orayı yemyeşil bağ yapmalarını anlatıyor. Üst kademelerden yardım istediklerinde kimsenin el uzatmadığı köylüler, ürünler yeşerdikten sonra buranın hazineye devredilmesiyle karşı karşıya kalıyorlar. Şimdi buradaki şeyin adı devlet olur, şirket olur, patron olur ama mantık aynıdır. Emeği sen harcarsın birileri senden faydalanır. Hem de hiç çaba sarf etmeden. Bu memlekette hiçbir başarı cezasız kalmaz. Tozak Köyü de böyle cezalandırılıyor.

Yıllar geçti ama sistem aynı. Şekli değişse de emek sömürüsü baki. Hakkını aramak isteyen köylüler sürekli dilekçe yazıyor. Oradan oraya giden kağıtlar, hiç bitmeyen yazışmalar...Bunun haksızlık olduğunu bilen memurlar var ama üzülüp geçmekten başka elinden bir ey gelmiyor. Nitekim köylüyü buz gibi tavırla dinlemeleri de hiç yabancısı olmadığımız bir konu. İnanmayan öğlen yemeğine yakın saatte devlet dairesine girsin :)

Köylü çocuğu ayağında çarıkla tarlada çalışırken şehirdeki Beylerin çocuklarının bambaşka dertleri var. Köylüyü beğenmeyen, onlara tepeden bakan ama daha bir kaç 10 yıl önce o köylüler ile cephede omuz omuza çarpışan, yakın zamana kadar kendisinin de köylü olduğunu unutan o unvan ve üniforma fetişistleri hiç değişmedi. Bu ayrım da güzel işlenmiş. Haksızlığa karşı isyan edip dağa çıkan Yaşar Kemal köylüleri yerine haksızlığa karşı pasif direniş gösteren, bağları ineklere yedirip de devlete yine de yedirmeyen köylüler var. Aslında her haksızlıkta beklediğimiz İnce Memed tarzı kahramanlar pek yok. Gerçekte olan Fakir Baykurt'un köylüleri.

Köyde kaplumbağalar bile çoğalıyor. Çünkü üreten köylü, etrafını da güzelleştiriyor. Ama hükümet arazilerine çökünce hem köylü devletine olan inancını yitiriyor, hem de kaplumbağalar yok oluyor. Zaten köylü de kaplumbağa gibi. Sırtında geçim derdi, kimseye zararı yok. Kır Abbas, okul yüzü görmeden de aydın olunabileceğine bir kanıt. Hayat bazen tarlada öğrenilir. İyi okumalar.
362 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10 puan
Yıllar geçse de, asır değişse de demek ki insanoğlu için bazı şeyler hiç değişmiyor, değişmeyecek.
Demek ki her dönemin devlet politikası aynı. İnsanı canından bezdirmek, yaşamı zehir etmek.
Oysa her şey çok güzel başlamıştı. Köylüler, kuraklığa rağmen yoktan var etmeyi, beraber mücadelenin güzelliğini, umudu kaybetmemeyi gösterdi. Ama gerçek hayatta tıpkı bu romandaki gibiydi, her şey bu kadar iyi gidemezdi. Ve öyle de oldu, devletimiz geldi; umutlar söndü, hayaller yıkıldı, emekler yok sayıldı... Kaplumbağalar göçtü...
362 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Fakir Bayburt, Kaplumbağalar romanını 1962-1966 seneleri arasında yazmış.Yani anlayacağınız bu roman tam 4 senede oluşmuş.Kitabı, Ankara'da yazan yazarımız kitapta da Ankara yakınlarında bulunan 60 haneli bir Alevi köyünü anlatıyor.Köyümüzün adı Tozak.Tozak köyü, susuzlukla baş eden, toprakları verimsiz olan, ücrada kalmış ve unutulmuş bir köy.İçinde yaşayanlarda, çalışkan, devletten beklenti içerisinde olan, cahil ama bir o kadarda samimi ve vicdanlı.Kitabımız işte bu köyde, Kır Abbas denilen deli bir akıllının sözüne uyup mahallenin muhtarı ve öğretmeni ile birlikte bir işe girişip üzüm bağı kurmalarını anlatıyor.Gece demeden gündüz demeden çalışan köy ahalisi tam üzümün tadına varacakları bir dönemde devletten hiç beklemedikleri bir tokat yerler ve olaylar gelişir.Kitaptaki konuşmalar yöresel bir dille bize aktarılıyor.Çok hoşunuza gideceğinden eminim.Ayrıca kitapta bu yöresel konuşmalar içerisinde mizahta mevcut.Özellikle sarı bir cisimin havadan düştüğünü ve bunun ne olduğunu anlamaya çalıştıkları kısım harika.Kitap, köy sorunlarından ve sosyal farklardan bahseder.Yer yer şehirli kısımın köylüyü küçümsediğinden ve köylü olmazsa kimsenin yiyecek ekmek bile bulamayacağından bahseder.Ki bencede haklıdır yazarımız bu konuda.Kesim kesim Alevi kültürlerini ve geleneklerini de görürüz bu kitapta.Kitapta özellikle Kır Abbas'ın torunuyla ilişkileri çok samimidir ve eğlencelidir.Ona bağ yapımı aşamasında Yeşer ismini koymuştur, ama ne yazık ki bağ yeşerememiştir.Fakir Bayburt, köy romanlarının ülkemizdeki en önde gelen isimlerindendir.Bu kitap, Yılanların Öcü kitabının ilk filminin galasında halk tarafından şiddete maruz kalmasından sonra eş,dostunun yazmaya devam etmesini teklif etmesi nedeniyle ortaya çıkmış ve bu durumu kitabın başında anlatmıştır.Kısaca bu olumsuz olay onu iyice kamçılamıştır.Kitap ayrıca 100 Temel eserden de biridir.Kitaba puanım 9.
400 syf.
Köylü milletin efendisi...

Köy denilince akla tezek kokusu ,yol ,eğitim,yazın su ve kışın elektrik sıkıntısı gelir ,daha hangisi sayayım.
Önceki zamanlara göre şuan daha iyi durumda tabi.Kaldı ki biz ortaöğretimimizi caminin odunlugunda okuduk;temizliği ve yakacagini biz temin ederdik,hem öğrenci hem calisandik anlayacağız...
Hatta hiç unutmuyorum S' diye bir ogretmen 'burasi bitli deyip'bir gün bile dayanmadı.Gururumuz incinmedi değil, ne yaparsın şartlar...

Ne alakası var diyeceksiniz kitapla buna benzer hatta daha beteri geçiyor hikayede,çocuklar bir çok yiyeceğin gormeyi gecinde adıni dahi duymamış,inanin okurken içim sızladi...

Kitaba gelirsek hikayemiz ,Tozak diye bir alevi köyünde geçiyor.Öyle bir köy ki geçim sıkıntısı had safhada buna rağmen insanları sıcak ,siveleri tatlı geliyor okurken bir yandan düşündürüyor
düşündürurken de gulduruyo ,bu da yazarımızın becerisinden dolayi...
Neyse baskahranimiz 'ozellikle de benim' Kır Abbas, Rıza ve Battal ,' bizim niye bagimiz yok,pekmezimi ,sarabimizi niye kendimiz yapmıyoruz'diye başlıyor.Sonra bir purluga bağ yapıyorlar binbir zorluklarla ,emeklerle özelliklede Kır Abbas'ın gayreti ve bekçiliğiyle beş senede de meydana geliyor ,gelmesine ama imarin gazabına ugrayana kadar...
Daha da yazmak isterdim fakat siz kitabı okuyun
sıkılmadan okuyacağınız garantisini veriyorum,deyip kitaptan bir alıntıyla bitiriyorum.
Sayfa(336)
«En çık, gez dolan, dünya bu! (Bizi alta alıyorlar! Bağ dikiyorsun elinden alıyorlar! Ulan dürzüler, tırnak kadar bir emeğiniz var mı içinde? · Emek emek enip, gezici Hamdi beyi önüme düşürdüm de Zireet'lerinizden bir çubuk istedim ;bir kör çubuk verdiniz mi ulan? Gelip ayağınızı basacak kadar yer kazdınız mı? Bir tek asma budadınız mı? Ne hakkınız var da bu bağa el takıyorsunuz?
Allahın Purluğuydu ulan! Purluk ki köyümüzün sınırları içinde. Camgöz malmüdürü, kelkafa tahriratçı, söyleyin, sizin neyinizin içinde? Kurtuluş Savaşında biz piyade neferiydik, önden gidiyorduk. Koca ülkeyi kurtardık da, göt içi kadar toprağı çok görüyorsunuz şimdi ulan, yuf size!..) »
Keyifli okumalar...
Ben kaplumbağaları yılanları öcü sayesinde okudum,fakat Fakir Baykurt'u Tuco Herrera senin sayende tanıdım, teşekkürler:-)
Kalkınıyoruz, kalkındırıyoruz diyorlar, hepsi palavra! Ancak kendilerini kalkındırıyorlar! Ankara habire istatistik kabartmayı biliyor!
“Yavrum, yavrum! Kara gözlü yavrum! Hiç bundan kurtuluş olur mu? Devlet binmiş ensene! Devlet koca bir kaplan! Hatta sırtlan! Pençesini vurmuş, alacağım diyor. Alır yavrum, kara gözlüm! Ama alsın! Yarın Kasım ayları gelir, ak karlar yağar...”
Fakir Baykurt
Sayfa 329 - Hörü Ebe
Sen Gazi Kemal’i duydun, ben gördüm. Memleketin efendisi köylüdür deye neden dedi Gazi Kemal? Çünkü Kurtuluş Savaşı’nı köylülerle kazandı.
Fakir Baykurt
Sayfa 239 - literatür
"Cahallıklarından,kapkara cahallıklarından."Okuma yazmaları olduğu halde okumadıklarından!Sanattan,kültürden gıda almadıklarından!Aldıklarını eritemediklerinden!Koşullanmışlar çağ gerisi tersiklere,küçük bencil rahatlıklara,çıkarlara;bir türlü kurtulamıyorlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaplumbağalar
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
350
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754184020
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar Türk köylüsünün yaratıcı gücüne inancın romanıdır; hiç sürülmemiş, üzerinde ot çöp kalmamış, pur taşlarıyla dolu topraklarda bağ yetiştirenlerin (...) Bozkırın rengini değiştirenlerin romanı... Fakir Baykurt köylülerin yaratıcı gücünü gösterebilmek için, kavganın tabiatla insan arasında olmasına özellikle önem vermiş; köylülerin 'kara toprağın rengini değiştirmek' için giriştikleri mücadelede bir sınırlayıcı güçle karşılaşmalarını istemiş. Alevi köyünü seçmesi sanırım bundan: Köyde cami de yok, imam da. Dahası var: Ağa da yok. Egemen güçlerin temsilcisi, çıkar koruyucusu bir muhtar da yok; Muhtar Battal, köylülerin ortak çıkarları için, köylülerle birlikte çalışan herhangi bir köylü.
- Fethi Naci
(On Türk Romanı)

Kitabı okuyanlar 1.852 okur

  • Karahan Bilgi
  • ŞENOL NAMALDI
  • Ceren
  • Betty Blue
  • Pınar
  • Sıdal
  • Nazım Attila Korkut
  • özcan
  • Hakkı Celis
  • Melek Yaman

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2 (12)
9
%0.7 (4)
8
%0.8 (5)
7
%0.5 (3)
6
%0.2 (1)
5
%0.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0