Onuncu Köy

·
Okunma
·
Beğeni
·
3697
Gösterim
Adı:
Onuncu Köy
Baskı tarihi:
1980
Sayfa sayısı:
364
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Onuncu Köy
Onuncu Köy
Onuncu Köy
323 syf.
·Beğendi·9/10
Aleyna Tilki' nin anlamlandırılamaz bir yükselişle Türkiye'de paraları kırdıktan sonra tutmuş olduğu danışmanlarının da tavsiyesi doğrultusunda yurtdışına yatırım yapıp Myanmar'da montaj sanayisine dayalı Bianchi fabrikası kurduğu ve benim de tam bu sıralarda işimden ihraç edilmemle kalan son 7 aylık SSK primimi doldurmak için "Deniz - Yılan" simbiyotik yaşam formu dialektiğini göz önüne alarak dört elle sarılmış olduğum işbu müessesede "AKARSU KONTROLÖRLÜĞÜ" (WTF!!!?!?) yaptığım ve "Yok Artık Bundan Daha Beteri Olamaz!" klasörümde yerini HAKLI BİR GURURLA alan işsiz rüyam ile başlayan günümün sonunda bu incelemeyi kaleme almaktan kıvanç duymaktayım Sevgili Muhittinler .. Biliyorum yandı beynin .. 3 saat uyuyunca benim beyin de böyle alev alıverdi .. Yaz , yaz diyorsunuz rüyaları.. AL , YAZDIK İŞTE SAYGIDEĞER MONÇİÇİLER! Açmak istediğiniz dehlizlerin kapısını az aralayıp siz de bakın, neyi uyandırmaya çalıştığınızı bilin istedim .. Siz siz olun , yatağınızın üzerini kitapla kaplamayın .. Ve kitapla kaplanan yatağınızdan dolayı salonda yatıyorsanız ,sahura kalkan annenizden için "nasılsa mutfakta , beni duymaz" diyerek açık bırakılmış sahur programını baltalamaya kalkıp "na-mübarek" zapping operasyonlarına yeltenmeyin .. Saniyenin trilyonda birinde dahi olsa göreceğiniz Aleyna Tilki kıvamındaki parametreler ,işte böyle ayrık otları kıvamında zehirli tohumlar ekiverir uyku öncesinde bilinçaltınıza .. Ben yandım siz yanmayın... Evet! Durumu izah ettiğimize göre sanırım incelememize geçebiliriz sevgili cimcimeler ! =)))

Sayın kikirikler , öncesinde okumuş olduğum bu kitabın incelemesi , Ebru Ince ' yi zehirlemem sonucunda oluşturmuş olduğumuz ve "666" kapı numarası ile katıldığım Fakir Baykurt etkinliği dolayısıyla kaleme alınıyor .. Daha önce de sizlere Fakir Baykurt kitapları tanıttım .. Yalnız ilginçtir ki, bu büyük yazar , kelimenin TAM ANLAMIYLA BÜYÜK YAZAR ,kendi ülkesinde hiç ama hiç bilinmiyor! Bakın arkadaşlar , gelin şu adamın kitaplarına bir şans verin .. Bana inanın ne vaktiniz , ne de paranız boşa gitmeyecek .. AHA TOP PATLADI !! DU' GELİYORUM ! Hatta kal !! İnince görüşürüz =))

https://www.youtube.com/watch?v=oZuwZiaW4kA
.
..
...

Döndüm gobeller!! Ve sofrada kardeşimin internet kotamın dibine hunharca incir ağaçları dikerek youtubedan 1080p ile izlediği ,içerisinde bir adet Özcan Deniz barındıran "İstanbullu Gelin" adlı dizi, bu ülkede 84 bölüm oynamayı başardıysa ,Fakir Baykurt' un okunmamasının gayet normal olduğunu anladım ..

Neyse devam edelim sayın cevizkabukları.. Bundan önceki incelemelerimde size yazardan , bağrından çıkıp gelmiş olduğu Köy Enstitülerinden, neye karşı mücadele ettiğinden falan bolca bahsettim .. Diğer arkadaşlar da gerekli bilgileri verdiler incelemelerinde.. Bu konuda başka kelam etmeye gerek görmüyorum o yüzden ..Biliyorsunuz ki ,Türkiye' de iyi ve güzel şeylerin cezası muhakkak ki kesilir .. Aksi olaydı zaten romanımızın adı "ONUNCU PLAZA" falan olurdu sizin de hak vereceğiniz gibi .. Konuyu da bu vesileyle anlamışsınızdır sanırım az buz .. Bu incelemede , romanda başından geçen türlü türlü olayların hammaddesi haline getirilen öğretmenimiz yerine, ben başka bir isimden, başka bir öğretmenden bahsetmek istiyorum sizlere kısaca .. Mahmut Makal .. Köy romanı ekolünü Türkiye' de Bizim Köy isimli anılarıyla başlatan kişi .. Zulum Makinası isimli eseri kaleme alan öğretmenimiz .. Bu son bahsettiğim kitap ile Onuncu Köy' ün konuları ve Mahmut Makal' ın başına gelenler de esasen birbirine paralel .. Türkiye' de 60'ların sonları ve 70'lerin başında gerçekleşen öğretmen kıyımı ve sürgünleri esasen bu kitabın yazılmasına sebep .. Dolayısıyla basit bir dille yazılmış ve kurgu gibi gözüküyor olsa da, Onuncu Köyün arka planında yer alan olayların hemen hemen hepsi gerçek.. Şimdiiii ... Fakir Baykurt' un şiddetle eleştirilen icraatlerinden biri ne idi ? Türkiye Öğretmenler Sendikası yani TÖS'ü kurması! Niçin bir sendikal hareket bunca şiddetli eleştirilere maruz kalıyordu ? Gelin Aziz Nesin cevap versin sizlere ..

"1940' ta , köylümüzün, işçimizin yoksulluğundan söz etmek komunistlik sayılıyordu.
1944'te sendikaların kurulmasını isteyen herkese, komunist diye bakılıyordu.
1946'da grev hakkı istemek , komunist olmak için yetiyordu.
1950'de toplumcu bir partinin kurulmasını istemek, toplumcu bir parti kurmaya kalkmak, en büyük komunistlik..
1955'te basamaklı vergi istemek toplumsal adalet ve güvenlik istemek...
Ya bugün ? Ulusal gelirin hakça, emek oranında üleşimini , topraksız köylüye toprak ve tarımsal üretim aracı dağıtımını, dışalım ve dışsatımın devletleştirilmesini istemek , komunistlik diye adlandırılıyor.
İyi ama , daha önce istenilenlerin çoğu bugün uygulanıyor. KOMUNİST Mİ OLDUK?"

"Öğretmen YALVARMAZ ,
Öğretmen BOYUN EĞMEZ,
Öğretmen EL AÇMAZ ,
Öğretmen DERS VERİR." diyen , henüz 20 yaşlarındayken başına geleceklerden habersiz Sabahattin Ali için ,

"Işıtan bir yazar Sabahattin Ali , pırıl pırıl
Körlerin gözü, dilsizlerin dili
Parmakları halkın nabzında sürekli
Fişlediler, yılları zindanlarda geçti
Toplattılar kitaplarını, kapattılar gazetesini
Kıvılcımlı yıldızlardır öyküleri
Masalları yoksul çocuklara bilinç taşır
ÖLDÜRDÜLER ONU , DAHA ÇOK EZMEK İÇİN HALKI" dizelerini kaleme alan Fakir Baykurt' u suçlayanlar kimlerdi.. Savları nelerdi ?

BUYRUN OKUYUN !

"Ey cemaati müslimin! Biliyor musunuz fitne masum yavrularımızı teslim ettiğimiz öğretmenlerin içine de girdi? Görüyor yada işitiyorsunuz, şimdi sendika kuruyorlar! Sorarım size: Öğretmen sendika kurar mı? Sendikayı işçi kurar! Öğretmen işçi mi? Bu fitne değil de nedir? Bunların en büyüğü, başına büyük taşlar düşsün inşallah, TÖS diyorlar, genel başkanı üç kez mahkum olan tescilli komonist! Bu sendikayı kurup öğretmenler yoluyla Türkiye’yi Rusya’nın recimine çevirmek istiyorlar! Adından belli: TÖS! Bu ne? diye soruyorsun efendiye, Türkiye Öğretmenler Sendikası diyor, sakın inanma! Bizim bin yıllık yazımız Arap yazısı değil mi? Bu yazı Allah yazısı olduğu için sağdan okunur. OKUYUN TÖS’ü SAĞDAN, BAKIN NE ÇIKIYOR? SOSYALİST ÖĞRETMENLER TEŞKİLATIIIIII ! GÖRÜYORSUNUZ DEĞİL Mİ FİTNEYİ? Cenaballah hepimizin sonunu asan eyleye, hem de bu KIZIL yılanların belasını tez veree! Amin! "

NASIL ?!? GÜZEL DEĞİL Mİ?!? =))

Kısaca ,bunlarla uğraşan bir öğretmenin Onuncu Köy 'de biten öyküsünün yer aldığı bir roman bu ..


(Bu arada ben bu konuda şampiyon Şevki Yılmaz sanıyordum .. Zira onun, "BUNLARIN KAPI ZİLLERİ BİLE "DİNDEN DÖN" DİYE ÇALAR !" açıklaması kulaklardadır .. Bu TÖS açılımı o açıklamayı dahi tahtından etti !! )

Esen Kalın ! İŞSİZ KALIN!
362 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
ONUNCU KÖY BİZİMDİR! !! ..

Bildiğinden şaşmayana , haksızlığa karşı durmayı bilene, yılmayana , vazgeçmeyene, pes etmeyene her daim "bir sonrası " olacaktır ..
"bir ilerisi ONUNCU KÖY dür temsili ..
Okumuşun _okumamışa ..
Görenin _ görmeyene ..
Duyanın _ duymayana. .. borcu var demiş Baykurt
..bende bir sabah körü kalkıp borcumu ödemeye yazdım bu yazıları :)
Okudum _okutuyorum :)
Etkinlik iletisini de şöyle bırakayım :)
OKUYUN! !! (Kırmızı kalemle altını çizdim var sayın )
#44689887

"KÖYLERDE IŞIK YANIYOR MU KÖYLERDE! !! bana ondan haber ver! !
Yanıyor baba
"ÖYLEYSE TAHTIN ANASINI SATAYIM bu bana yeter !!!

...... Promete

Işte bu öz hikaye beni benden almıştır :)

Bir anlatı biliminin, yani edebiyatın Anadoluyu, kendi dilinden anlatmak diye bir kolu var ise Baykurt benim için bir profesördür :))
Ilk kez okuyorum kitaplarını ,kelimelerini :)okudukça gülüyorum ,okudukça içim coşuyor, okudukça diyorum ki "başkaları da okumalı " ;)) sende oku ,sende oku derken bir bakmışım ki etkinlik yap'a dönüşmüş bu serüven :)) vesile ile destek olan herkese ,başta Tuco Herrera olmak üzre çooook teşekkür ederim :)

Onuncu köy "Haydi kızlar okula" başlığı altında yazılabilir idi. .
Köy yerinde kız kısmının okumakla ne işi var ?
Anca tarlaya ,davara on üçüne gelince de kocaya gider ..okul mokul ne ola. .
Arka fonda mizansen tabii paralı aģalar ,cahil kalsın bu halk diyen hocalar ,üst mevkilerde akbabalar bir "ışık"
aşığı olan öhretmenimin ciğerini parçalar da parçalar ..
söz ile baş edemeyince fiziksel darp'a ..onla da olmayınca sürgüne kadar gider mesele .. mesleğinden ederler örtmenimi ..
Başka köyler ,başka işler tutar kendine
Demir işler ,bilgi işler gibi ..yine rahat komazlar. .yine sürerler, memlekette it çakal ürümesi bitmez gitti ..
son ki onuncu köydür durağı tutuverir gözünü oyan kuşun kafasını koparır atar bir yöne. .
Der ki "Örnek olacaksın"
Bakar etrafına her yer kara kuş ölüsü dolmuş , tekmil köy ona inanmış peşinden yansılamıs "tamam " der onuncu köy bizimdir :))

Efendim adı Fakir ama edebiyatı zengin bir adam :)) yeni tanıştık , geç tanıştık ama pek iyi anlaştık :))
Köy enstitülerinin idealist öğretmeni ..
Kendi sözleriyle. .
"Değişik bir öğretmen olacağım içimdeki aslanlar bana güç verecek , gideceğim köylerdeki yoksulluğu yere sereceģim, kahvelerde oturup oyuna dalmayacaģım,köy çocuklarını kız erkek ayırmadan okutacaģım ,halkı aydınlatacaģım " diyen bir adam ..
Bir ışığa aşık adam ,bu sebeple ki kızının adı bile "Işık "
Ben yeni buldum onu ama kaybetmeye hiç niyetim yok :))
Fakir Baykurt dostlar ..benim gönlümde PROMETE :)
Tanımıyorsanız , tanışın asla pişman olmayacaksınız

Aydınlık bir dünya için tanrılardan ışıģı çalın ..

https://youtu.be/liknMpHvYaY :))
Sevgiler :))
343 syf.
Aslında incelememi yapmıştım fakat gelin görün ki güncelleyim derken tlf nun gazabına uğradım ve sildim! Herseyin kalitelisi makbul,deli olmamak duvara calmamak elde değil ama olan bana olur yinede!O yüzdendir ki aldım elime kalemi dedim tekrar yaz
Bu yıl etkinlikteki ilk kitabım Ebru Ince ablacım beklemedim biraz erken başlamış olabilirim
bu ay listem kabarık oyuzden ,erken başlamak iyidir dedim başladım.
Fakir Baykurt hayranı olarak bütün kitaplarını okumaya adadım kendimi!
Bizim ülkemiz kadar değerlerine sahip çıkmayan bir
millet daha varmıdır merak ediyorum gerçekten!
Bu yaşıma kadar okumadığım kitap ,hatta adını bile duymadığım bir çok yazarlar varmış oysaki güncel herşeyi takip eden birisiyim :-p
Geç tanıştığım ama cok sevdiğim ,saygı duyduğum ve örnek aldığım birisi️️ Fakir üstadım
Vatanımız, İnsanlarimız için faydalı ileri görüşlüdür
kendisi,
E tabi faydalı olan insanlarımız da kabızlık yapıyor, sindirilmeye çalışılıyor sindirilmeyince de türlü sebeplerden atılmaya kurtulmaya çalışılıyor!
İnsanlığımız yüzyıllık uykuya mahkum bırakılıyor!

Onuncu köyde; bu zamana kadar yaşadıklarımızın geniş özeti gibi! İnsanları dinle korkutulması, emekçilerin emeklerinin sömürülmesi, yoksulluk ve yaşatılan çaresizlikler...
Haksızlığı görüp köylüyü uyarmaya çalışan öğretmenin başına gelenler de var.
Arı kovanına çomak soktugu için, aman banane demediği için yaşadıklarıda var!
Geri kalanını da okuyunca anlayacaksınız daha fazla anlatmim:-)

Köyde yaşayan biri olarak söylüyorum ki değişen pek bir şey yok; köyün adı değişse de hatta aradan yıllar da geçse yaşanılan sorunlar aynı!
Oyüzden demem oku, okumaya devam, ustam gibi aydınlarımızın insanlığa yaptığı fedakarlıkların yanında bu neki!
Karanlık gelecek yerine aydınlik gelecek için okumamız,bilinçlenmemiz lazım.
Etkinlik için teşekkürler ️
İyi okumalar size...
343 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Verilmiş sadakamız varmış da Köy Enstitüleri kapatılmış. Enstitü mezunu öğretmenler köyleri kalkındırıp aydınlatmış, bilginin ışığını taşımışlar oralara. Eee, ne olmuş yani? Bildiğin “gomonistlik”. Haddini bilmezler sizi! Neyse ki intikamımızı aldık, hepinizi efkar-ı umumiyenin, zenginin, beylerin ayakları altına bi güzel attık!

Köylüye modern tarım teknikleri öğretip yokluktan kurtarırsınız ha! Yetişkinlere okuma yazma öğretirsiniz! Çocukları uygulamalı bilginin ışığında yetiştirmeye cüret edersiniz!

Tarih öğrettiniz yetmedi.
Coğrafya, Türkçe, fizik, kimya, matematik, yurttaşlık bilgisi, el yazısı, resim-iş, beden eğitimi öğrettiniz, gene yetmedi.

Tabiat ve okul sağlığı, askerlik, öğretmenlik, tarım ve ziraat bilgisi, ev ekonomisi, arıcılık, ipek böcekçiliği, balıkçılık, demircilik, marangozluk, el sanatları…

Daha da neler neler. Gavur işi piyanolar, kemanlar; efendime söyleyeyim, halk oyunları, müzik… Bak bak!

Sizi dinsiz imansızlar! Ne güzel eski köylerimiz vardı, yeni adetler çıkarmaya kalktınız ha?!

Hele sen; Damalı Köyü'nün hocası! Rahat duramıyorsun değil mi? Damalı'da köyün zenginine karşı çık, başka köye git beylere karşı çık, ordan da başkasına geç, yobazlığa karşı çık… E yeter ama! Sen kim oluyorsun?!

Köylü dediğin bir kara cahil; sen mi kurtaracaksın bunca milleti?! Rahat durmazsan işte böyle, oradan oraya sürülürsün.

Gerçi senin uslanacağın da yok. Öğretmenliğine mani olsalar çiftçi oluyorsun, dülger oluyorsun, demirci oluyorsun; oluyorsun da oluyorsun be kardeşim.

Nerede bir karanlık görsen bir yerinden yırtıp, içeri ışık doldurmaya bakıyorsun.

Sana söyleyeyim; fazla ışık iyi değildir. Gözümüz fazla seçmesin ki mutlu mesut yaşayıp gidelim.

Sana ne Onbeş Osmanlardan, Dudulardan, Ökkeşlerden.

“Okumuşun okumamışa, görenin görmeyene, duyanın duymayana borcu var diyorum sana. Başka türlü nasıl yaşanır? Yanındaki açken, senin tokluğun sana siner mi?”

Siner siner…

"Cahalsa okutacaksın!"
"Susss..."
"Okutup uyaracaksın!"
"Sus dedik yaa!.."
"Uyarmadıkça, maden ocaklarına hep böyle dirisi girip ölüsü çıkacak!"
"Ulan sana sus dedik arkadaş!"

Sus dedik! Yap öğretmenliğini uslu uslu! Uslu uslu sallayıp başını, al her ay maaşını.


“ Veysel bu dünyada kör bir kul imiş. Emme ne doğru lâf ediyor!.. Gurban olam kalem tutan ellere...”
Kalem tutan eller ne iyi etmiş de yazmış. Okuyun bu eseri. Umudumuz tazelensin.
321 syf.
·Beğendi
Bir öğretmen düşünün ki, görevini layıkıyla yapmakla kalmayıp, gittiği her yerde hak, adalet, birlik ve beraberlik duygularını oradaki halka aşılasın.

Her ne kadar öğretmenimiz ezilen köylünün gözünü açmakta başarılı olsa da nüfuzlu ağaların varlığı karşısında sürgüne gönderilmekten kurtulamayacak ama bu durum onu inandığı yolda yürümekten de asla alıkoyamayacaktır.

"Onuncu Köy" daha çok bir film senaryosu niteliğinde yazılmış. Karşılıklı ve eğlenceli diyaloglar okurken insanı kesinlikle sıkmıyor.

Kitabın vermek istediği mesaj ise Grigory Petrov'un Beyaz Zambaklar Ülkesinde isimli eseri ile hemen hemen aynıydı. Eğitimin, halkın bilinçlendirilmesinin öneminin vurgulandığı Fakir Baykurt imzalı bu eserde de "birlikten kuvvet doğar" ilkesi okuyucuların zihnine kazımayı ilke edinmiş.

Belirli bir bilgi ve kültür seviyesine erişmiş her bireyin asıl görevinin gittiği her yerde örnek model olup bildiklerini orada yaşayan insanlarla paylaşmak ve onlara doğru yolu göstermek olduğunu Finliler iyi kavramış olacaklar ki bir zamanlar "Bataklıklar Ülkesi" diye tabir edilen ülkelerini, yüksek medeniyet seviyesindeki Beyaz Zambaklar Ülkesi konumuna çıkarabilmişler. Peki biz ne zaman bu bilince erişebileceğiz? Hiçbir şey için geç değil, onlar başardıysa biz de başarabiliriz. Yeter ki haksızlıklar karşısında korkmadan birlik olabilelim.
%80 (272/343)
Merhaba değerli okurlar, ben edebiyatla arası pek iyi olmayan biriydim. Kitaplarım arasında roman bulmanız mümkün değildi bir yıl öncesine kadar.
Felsefe, sosyoloji psikoloji ve inançlarla ilgili kitaplar okurdum hep. Roman okumanın nötr etkisi olduğuna inanırdım; okusan da okumasan da bir, diye düşünürdüm. Kardeşlerim yerli yabancı tuğlalar devirirken, ben böyle faydasız kitapları okumayin, farklı alanlarda okumalarınız olsun derdim. Onlar da benim için aynı şeyi söyler, roman okumanın faydalarına deginirlerdi. Kitap değişimi yapardık, ben ilk on -onbes sayfa sonrasında kitabı köşeye atar okumaktan vazgeçerdim. Çünkü anlaşamazdık o tarzla; ben hemen bitsin sonunu göreyim derdim, o, "hayır, sabırlı ol, sindire sindire beni oku" derdi. Ne ben onu dinlerdim, ne de o beni dinlerdi.. ikimiz de çok pis birer inatçıydık. Neyse sonra mesafe koyduk aramıza.. okulun kütüphanesine girerken bile, olabildiğince, onun bulunduğu raflara yaklaşmamaya çalışırdım. Öyle dargın, öyle mesafeli geçti işte yıllarımız.. kaybolan yıllarımız..
( https://youtu.be/H7mxXm0Avts )

Neyse 2018 benim için dönüm noktası oldu, bu konuda. Bu siteyi - geç de olsa - keşfettim. Sonra beni imrendirircesine harıl harıl, hunharca roman okumaları gördüm. Acimiyorlardi okuyorlar.. okuyorlardı.. Hele ki, kitabın içinde yaşayarak okuma yapanlar vardı, Allah akıl fikir versin, dedirtecek cinsten.. ((:

Önce kıskanmayı denedim, beceremedim. Sonra mis gibi imrendigimi fark ettim. Sonra tıp literatüründe yer verdiğim ve tek hastası ben olduğum "romanofobi" hastalığını yenmeye karar verdim. Bu noktada Turhan Yıldırım abi nin emeği çok var üstümde. Söylediği yöntemlerle ve önerdiği kitaplarla ciddi ilerleme kaydettim, diye düşünüyorum. Allah kendisinden razı olsun. Sonra idolum Ebru Ince ablanın "tuğla etkinlikleri" dikkatimi çekti. Bodoslama atladim o etkinliklere. Cesaret verdi bana. Allah ondan da razı olsun. Derken gerçek adı hakkında fikrimin olmadığı Tuco Herrera
abinin köy aşkı düşüyordu sayfama, incelemeleri gerçekten samimiyet içeriyordu. Fakir Baykurt'u onunla tanıdım, diyebilirim. Neyse işte, bugün de böyle, burdayım.Fakir'i onuncu köy ile okumaya başladım. Etkinlik olmasaydı şimdi okur muydum? Hiç sanmıyorum.


Okuyorum okumasına da, ne oldu bana böyle, diyorum.. evin içinde konuşurken veya arkadaşlarla, gayri, yapıvee gibi kavramlar kullanmaya başladım. Kızkardeşim, " millet kitap okur kelime dağarcığını genişletir, Ablam varolan kelimelerini de yitirdi." diyor. ((: Bu böyle devam ederse, bı daha assla şive konuşan kitapları okumam, Türkçem gitti bee (:
Kiraz'dan kuzenlerim gelir yazın, onlar böyle konuşur.. artık böyle devam edersem, düzgün konuşun, diye ikaz da edemem onları.. Allah beni ve Türkçemi korusun.. çok amin.

Onuncu köy sakini olmak kolay değildir haaa.. herkes burada barınamaz. Çıkarların vicdanını esir alırsa burası zindan olur sana. Dünya dedikleri gezegen Devranla dairesel yönde hareket ederek aynı noktaya gelmek için uğraşır. Ama bu köy öyle değildir; kendi başına dünyadan soyutlanmış bir gezegendir. Dünyanın dairesel hareketlerine doğrusal hareket ederek verir tepkisini. İşte bundandır ki, devrana göre hareket edenlere (fırıldaklara) burada yer yoktur.

Akıllı olanlar burada barınamaz. Ya aklını terk etmiş deliller yada aklı tarafından terk edilmişler diyarıdır.
Vakit sorunu yaşanmaz burada, zamansız severler, zamansız yerler, zamansız içerler ve zamansız okurlar.

Evet, ben Onuncuköylüyüm. Dokuz köyden kovulmadım, kendim terk ettim oraları. Doğrunun eğri yerde ne işi var. Burası güzel, tüm hemşerilerime selam olsun
338 syf.
·10/10
"Öğretmenler kandile benzer onlar yandikca sen aydinlanirsin" bu söz tam da bu kitap için söylenmiş. Bir öğretmenin çabası, özverisi, mücadelesi bu kitapta öyle güzel anlatılmış ki. Şimdilerde kardelen yetiştirmek için hani mesaj atıp bağış yapıyoruz ya, bir kardelen yetişsin diye, kamuspotu reklamlar nasıl da yayınlanıyor bilinç kazandırmak için ailelere kız çocuklarını okula gondersinler diye.

Bu bilinç taa o zamanlarda böyle cesaretli öğretmenlerin yureklerinde kor gibi yanmış hem yürekleri yanmış hem bedenleri yanmış ama yilmamislar, zulme ve zulm edenlere karsi hep dik durmuşlar dal budaktan esirgememisler kendilerini. Sonlarini bile bile üstelik. Sürülmüşler köyden köye, yaftalanmışlar komünist diye ihraç edilmişler hatta ama yilmamislar başka mesleği yaparken bile aydınlatmışlar bilgisiz ama bilgiyle dolmak isteyen karanlık beyinleri. Işık doluymuş çünkü aydınlanmaya adanmış yurecikleri.

Eser bir öğretmenin tek kaygısının çocukları okutmak olduğu bir köyden çocuklarını özellikle de kız çocuklarını okutmak istemeyen bir köy ağasına karşı öğretmenin mücadelesini anlatıyor. Bu mücadelede öğretmenin başına gelenler, sürgünler, iftiralar yalanlar. Ve öğretmenin aşkı ile kaçıp onuncu onun için sonuncu köye siginmasiyla biten hem mücadele hem sevgi kokan bir eser . Baykurt'un diğer eserlerinden farklı olarak aşkta biraz yoğunlukta işlenmiş.

Bu eseri okuyunca aklıma doksanlar da şehit edilen köy öğretmenleri geldi.
Neden mi çünkü o öğretmenler on üç on dördünde kız çocuklarının aşiret ağalarına kadın olmasina engeldir. Çünkü o öğretmenler o bölgedeki çocukların kandırılıp teröre militan olmasina dağa çıkmasına engeldir.

Öğretmenler bu ülkenin yarınlarıdır.
Herkese keyifli okumalar diliyorum.
364 syf.
·6 günde·10/10
Türkiye'nin en önemli projelerinden biri olan köy enstitülerinin misyonlarindan biri köylüleri kalkındırmakti. Sadece temel bilimler değil,köy yaşamında gerekli olan birçok bilgi bu okullarda verilirdi. O yıllarda Türkiye'nin gelişimine inanılmaz katkı sağlayan bu okulların başına neler geldiği hepimizin malumu. Bu konulara girmeyeceğim. Sadece şunu söylemek isterim ki, bu okullar kapatıldığından beri, eğitim sistemimiz siradanlasmistir. İşin ilginci bu durum kimsenin de zoruna gitmemiştir. Çünkü istenilen bizati buydu. İnsanlarimizin geri kalmışlığa,cehalete, egitimsizlige itilmesi maalesef istenmiştir birilerinin zoruyla.

İşte, köy enstitü çıkışlı Fakir Baykurt , Türk edebiyatının hakkı yenmiş yazarlarından. Popüler dünyanın ilgisini çekememiş maalesef. Oysa tam tersi, eserleri bize gösteriyor ki, onun adı en yukarılarda olmalıydı.

Fakir Baykurt , romanlarında köy yaşamından kesitler sunar okura. Eserlerinde verdiği temel mesajlar, cehaletle mücadele, köylülerin geri kalmışlıği, ağa ve bey düzenidir. Müthiş keyifli bir dili vardır, okumak için yanar tutuşturur.

Romanlarına konu olan olaylar batı Anadolu'nun köylülerinde geçer. Nasıl ki Yaşar Kemal , Torosları, Rıfat Ilgaz batı Karadeniz'i mesken edindiyse, o da batı Anadolu'da dolaştırır bizleri. Bazen bir köy öğretmeni olur, bazen kitap sevgisi ile ünlenen kütüphaneci, bazense köyü için calisip didinen muhtar. Ama hepsinde verdiği mesaj cehaletle mücadeledir.

Onuncu Köy , daha önceki köylerde,beylerin, agalarin zulmü ile başı derde girmiş, bu nedenle sürekli göçmek zorunda kalan bir köy öğretmeninin direnişini anlatır. Belki de kendi yaşamından bir demet sunar bize. Bir lokma ekmeğe muhtaç bırakılan köylülerin gözünü açmak isteyen, agalarin, beylerin acımasızligiyla yaşamak zorunda kalan köylülere ,prometheus misali ışık taşıyan bir köy öğretmeninin hikayesidir. Ancak, her iyi şeyin cezasız kalmadığı ülkemizde sürekli başına iş alır. Ondan rahatsız olanlar onu dövdürur, yerini değiştirir, tehdit edilir. Oradan oraya savrulur,ancak amacından geri dönmez.

Fakir Baykurt romanları okura müthiş bir okuma şenliği sunuyor. Samimi bir hikaye, sıcacık bir dil.

Herkese tavsiye ederim, mutlaka Fakir Baykurt'la tanışın.
343 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Fakir Baykurt'un güçlü kalemine yakışan bir roman. Yazar, topluma ve toplumun sorunlarına inebildiği kadar aydındır. Bu roman bir Anadolu romanıdır. Dönemin Türkiyesinin romanıdır. Ağalara, zenginlere, siyasetçilere, sahte imamlara boyun eğen köylüyü gaflet uykusundan uyandıran bir öğretmenin sürekli sürgüne gönderilme hikayesi. Zincirlerinden kurtulan köylü öğretmenin elini öpmek isterken öğretmen kendi elinizi öpün diyor. Muazzam bir uyandırma romanı.
343 syf.
·11 günde·7/10
Damalı adında bir köy... Bir köyde olması gereken her gelenek iyisiyle kötüsüyle Damalı'da var. Damalı' nın bir öğretmeni var. Hoca yalnızca çocuklara ders vermekle kalmayıp köylüyü de akıllandırıyor. Akıllanan köylüler ne kadar "koyun" olduklarını anlıyor ve ektikleri, biçtikleri toprakların mallarının aslında kendilerine ait olduklarını anlarlar...

Kitabı okuma sebebim aslında öğretmenin çocuklarla olan ilișkisi ve nasıl bir ders verdiği idi. Ama kitap tamamen devrimci insanı anlatıyor. Devrimci bir öğretmen, yeri geliyor demirci oluyor... Köylüyü aydınlatmak istiyor. Bașarıyor da.. Ama ne zaman bașarıya ulașsa Ali Veli'nin duyurmaları ile Hükümet tarafından köyünden evinden ediliyor.

Devrimci bir insan anlatılır da dinden imandan bahsedilmez mi? Fakir Baykurt'un güzel bir araștırma yaptığına inanıyorum, yazmadan önce.. Fakat din konusuna gelince hiç ılımlı olunmadığını, yabandan bahseder gibi bahsedildiğini de fark ediyorum. Yanii elbet İmam hutbede cemaate "Sizler yanacaksınız!" deyiverse yakıșık almaz.. Ve düșüncelerimizle, kalbimizle, aklımızla, mantığımızla bașı șeyleri kavramalıyız.. Fakat neden her dinine bağlı kiși yobazdır. Niye onlar aydın olamaz ? Kitapta İmam var, sahtekâr; hâfız var soytarı; namaz kılan var, aslında niyetli değilmiș... Yani karakterler üzerinde birisinin düșüncelerinin esintisi öyle kuvvetli ki, siz anca yazar gibi düșünmeye bașlıyorsunuz.

Elbet yobaz, bağnaz; cahil ve bilmemiș kișiler vardır. Fakst Devrimcilik anlatılırken din konusu fazla göze çarpıtılıyor. İnsanın Allah birdir demesi veya Cenab-ı Allah neleri yaratıyor, yağdırıyor diyivermesi ne ayıptır ne de cahillik. Sararmıș sayfalı kalın kitap denilen Kuran-ı Kerim'e yapılan hakareti de tabii ki unutmayacağım... Ama kitaptan aldığım keyfi ve macerayı da unutmayacağım. Devrimcilik üzerinde güzel durulmuș; uydurma da durulmuș ama sonuçta bir kitap. Biz bize yarayanı alalım gerisi bize ne!...
343 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Eveett...

"İncelememsi" bir incelemeyle daha burdayım. (İnceleme yazmak konusunda bir iddiam olmadığından bu incelemeden de pek bir şey beklemeyiniz! Ben baştan uyarayım da okumak gibi bir niyetiniz varsa ona göre devam ediniz :)
Bu arada spoiler içerebilir :) bilginize.)

Fakir Baykurt yazar kimliğinin yanı sıra köy enstitüsü mezunu bir öğretmen. Unutulmaz Köy Enstitüleri adlı eserini okuduktan sonra, ben bu yazarı okumaya devam etmeliyim, dedim ve seçtiğim bir diğer kitabı Onuncu Köy oldu.

Kitabın baş karakteri tıpkı Fakir Baykurt gibi köy enstitüsü mezunu bir öğretmen. Bu öğretmenimiz cehaletin, korkunun, haksızlığın, ezilmişliğin, sömürünün hüküm sürdüğü köylerde, cehaletin köylüyü esir aldığı bu karanlığı aydınlatan bir meşale olmaya kendini adamış, idealist bir öğretmen. Kitapta bu öğretmenin adı geçmiyor. Ona Damalı'da Öğretmen, Ortaköy'de Usta, Yaşarköy'de deli anlamına gelen Delâ diye hitap ediyorlar.

Kitap Damalı Köy'ünde yaşananlarla başlıyor. Bu köyde köylüyü uyandırmanın bedelini yediği dayakla ödüyor öğretmen. Yetmiyor köyden sürülmek isteniyor. Ama o pes etmiyor. Yediği dayağa, canından olma korkusuna, sürülme tehditlerine rağmen ideallerinden vazgeçmiyor. Aksine köylü, onu yıllardan beri karanlığa hapseden o sis bulutlarını dağıtmaya, hakkını aramaya, zalime direnmeye başladı ya bir kere, o hedeflerine dört elle, daha da sıkı sarılıyor.

Damalı'nın ardından Ortaköy'e gidiyor ama bu sefer bir demirci ustası olarak. Damalı'da başlattığı kıvılcım Ortaköy'e de sıçramış oluyor daha da büyüyerek. Ama yine onun önünü kesmeye çalışıyorlar. Damalı'da Durana'nın işine çomak sokmuştu, Ortaköy'de daha da "büyüklerin", beylerin, toprak ağalarının canını sıkmaya başlıyor. Tabi, başta da söylediğim gibi bu sefer öğretmen olarak değil bir demirci ustası olarak. Ve tabi, onu yine sürmeye çalışıyorlar. "Benim de başımı yakma, var git başka köye hemşehrim, yeter ki burdan uzak olsun." diyor, görevine yani başlamış genç bir komutan. Anlayacağınız öğretmene yine yol göründü.

Öğretmenin bir sonraki durağı Yaşarköy. Yalnız bu sefer tek değil yanında kaçırdığı kız Gülşen 'le. Köye vardıkları gün bir köylünün evine sığınıyorlar. Ama öğretmenle Gülşen'in köye ilk girdikleri zamandan bu yana fark ettikleri bir gariplik var hem köyün genel havasında hem köylülerde. Sebebini öğrendiğinde başta inanamıyor öğretmen böyle bir şeyin nasıl mümkün olabileceğine ama sonra kavrıyor her şeyi, oturuyor taşlar yerine. Özellikle kitabın bu bölümünde yazarın "kuşlar" benzetmesiyle yaptığı anlatım beni çok etkiledi. Bence kitabın vermeye çalıştığı mesajla bağdaşan vurucu bir bitiriş olmuş. Kitapta en çok etkilendiğim bölüm oldu burası.

Öğretmene ve Yaşarköy'e dönecek olursam... Öğretmenimizin bu köyde karşılaştığı cehalet temsili ise köyün imamı. Tabi öğretmenimiz burada da durmuyor, susmuyor, konuşuyor. Karanlığı delmek için bir küçük kıvılcımın dahi yeterli olabileceğini biliyor çünkü. Onu dinleyen köylüler başta ona "Delâ" diyorlar ama öğretmenin sözleri girdi o kulaklarından bir kere. "Düşünce" başladı. Durmuyor, devamı da geliyor. Ve biraz önce söylediğim gibi, bana göre vurucu bir bitirişle sonlanıyor hikaye.

Biraz da kitabın üslubundan, anlatımından bahsedecek olursam, yazar karekterleri yöre ağzıyla konuşturmuş. Bu yüzden diyalogları okurken çoğu zaman gülümsetti hatta yer yer kahkaha attırdığı da oldu. Bu samimî dil sayesinde zaten kitabın içine kolayca dahil oluyorsunuz. Hikâyenin sonu mutlu, umutlu bitsin istedim, ki öyle de oldu. Öğretmenimizin yaktığı meşale sönmedi, söndüremediler. Keşke diyorum keşke, köy enstitülerinin ömrü bu kadar kısa olmasaydı da tıpkı bu öğretmenimiz gibi, tıpkı Fakir Baykurt gibi, nice aydın, idealist öğretmen yetişebilseydi bu kurumlardan. Yeri gelmişken, eğer okumadıysanız ya da Fakir Baykurt okumaya başlamak istiyorsanız, önce Unutulmaz Köy Enstitüleri'ni okumanızı öneririm.

Ve tabi ki Onuncu Köy de tavsiyemdir :)

Ve eğer buraya kadar okuduysanız da teşekkür ederim :)
Öğretmen ne demek, ben biliyorum. Öğretmen demek, lamba demek. Öğretmenler Türkiye'nin güneşi. Maarifsiz bir millet payidar olamaz...
Yani insanı dünyaya geldiğine pişman ederler... Öte dünyada yanacaksın, donacaksın...Ulan ha biraz tatlı konuşun! Yanacaksam yanacağım; sana ne ?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Onuncu Köy
Baskı tarihi:
1980
Sayfa sayısı:
364
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Onuncu Köy
Onuncu Köy
Onuncu Köy

Kitabı okuyanlar 268 okur

  • Gülenay
  • Mir'at-ı Cünun
  • Bilal Günaydın
  • Kassandra
  • Duran
  • Muhammed Işık
  • Rahime ZORLU
  • Ayşegül Aldı
  • Tuğba
  • Özge Keser

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.5 (4)
9
%3.4 (3)
8
%3.4 (3)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0