·
Okunma
·
Beğeni
·
7,1bin
Gösterim
Adı:
Tırpan
Baskı tarihi:
1972
Sayfa sayısı:
383
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Tırpan
Tırpan
Tırpan
FAKİR BAYKURT DİYOR Kİ:
''Sanatta devrimci tavır, hayatı değiştirme tavrıdır. Kitaplarımız, bize ün sağlamak yada kalıcı olmaktan önce, toplumu bu yönde etkilemek içindir. Hayatı değiştirme amacına yönelmemiş bir sanat, insanın bilinçlenmesine ve birleşmesine yardım edemez.
''Bakıyorum, bazı arkadaşlar, kendini asan kızların öyküsünü yazıyorlar. Kızı, istemediği birine vermiş oluyorlar. Kurtulamayınca asıyor o da kendini. Eski öyküler de böyleydi. Ve hep böyle gidiyor. Bence bu, sanatta devrimci tavır olamaz. Bir ulusun da bu kızlar gibi davrandığını düşünelim, ne olur sonuç? Böyle olsak biz Ulusal Kurtuluş Savaşına giremezdik. Vietnam halkı, saldırgan Amerika'ya direnemezdi...''
358 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Merhaba Dostlar! Bugün sizlere yine bir Fakir Baykurt romanı olan Tırpan'ı anlatacağım.

Fakir Baykurt bu romanı ile;
1970 TRT Sanat Ödülleri (Tırpan),
1971 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü (Tırpan), 1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülünü (Tırpan)
olmak üzere üç tane ödül almıştır. Komik olan ise, Fakir Baykurt bu romanını ilköğretim müfettişliği görevinden atıldığı zaman yazmış. Neden mi görevden atmışlar? Bazılarının ince yerlerine dokunan yazılar yazmış. Onlar da Gaziantep’in Fevzipaşa bucağına sürmüşler.
Fakir Baykurt boş durmamış. Çünkü o TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası)'ün başkanı. “Devrimci Eğitim Şurası”, “Büyük Eğitim Yürüyüşü” ve “Genel Öğretmen Boykotu” gibi eylemler düzenlemiş. Sen misin bunları yapan? Sürmekle kalmayız, üstüne bir de görevden alırız, demişler. Dediklerini de yapmışlar Fakir Baykurt'un eli armut toplamıyor ya, o da roman yazmış. Ortaya yine muhteşem bir eser çıkmış.

Fakir Baykurt, toplumcu gerçekçi yazar olduğu için bu eserinde de yine köy hayatını anlatıyor. Şimdi gelin hep beraber kızlarının güzelliğiyle meşhur GÖKÇİMEN köyüne gidelim.

Güzeller güzeli Dürü anasıyla damın başında bulgur karıştırıyor. Bıldır ilkokulu bitiren Dürü'nün canı ayva çekti. Ayvasını alıp damın saçağında köye karşı yemeye başladı. Ah Dürü nerden bileceksin Kabak Musdu'nun atıyla oradan geçip gözünü sana dikeceğini. Üstelik 50 yaşını geçmiş. Kör olasıca Şişgöbek, sen Cinli Kamile ile evli değil misin? Ne işin var senin 13 yaşındaki Dürü'yle. Olmaz illa alacak. Neymiş, gönlü kaymış. Canın çıksın o gönlünün.

Kabak Musdu durur mu, hemen köy kahvesine gider. Yardakçıları olan Eski Muhtar Cemal ile Şakir Hafız, Dürü'nün babası olacak Kepçekulak Velikul'u aralarına alıp aklını çelerler. Varsıl adama vermeyecekte kime verecek. Ağa değil mi, parası da var, tabi istediği kızı alacak. Yaşı elliymiş, kızın yaşı on üçmüş ne önemi var. Para var mı para? Varsılsan kimse sesini çıkaramaz, karşında el pençe divan dururlar. Kimin umrunda Dürü'nün ne düşündüğü, ne istediği.

Zavallı annesi Havana, olmaz vermem ben Dürü'mü o şişgöbeğe der, ama dinleyen kim. Kadın değil misin? Kes sesini, otur oturduğun yerde. Sen kimsin? Görevin doğurmak, bakmak, büyütmek. Evlenince sana mı sorulacak babası varken. Haddini bil. Bilmezsen Kepçekulak Velikul'dan yersin dayağı.

Hergün ağlamaktan göz pınarları kuruyan Havana ile Dürü'yü ikna etmek için artık tek çare Şakir Hafız'ın her gün okumasıdır. Oku Şakir Hafız oku, belki ikna olurlar. Aklı iyice karışan Havana mecbur razı olur. Anasından bile artık umudu kalmamıştır Dürü'nün. Zavallı Dürücük ne yapsın, ne etsin? Tek çare kendini asıp kurtulmak.

Uluguş ninenin içine doğmuştur adeta Dürü'nün kendini asacağı. Koş Uluguş Nine, Dürü kendini asacak, yetiş.

"Aaa benim gözel Dürüm, kendini asınca bu iş bitecek mi sanıyon? O şişgöbek gider başkasını bulur. Ha sen, ha başkası. Varsılsan her kapı ardına kadar açık. Fukaralığın gözü çıksın. Koca Linlin' in bacısı Ümmü yıllar önce kendini astı da noldu? Değişen bir şey yok. Hala varsılın borusu ötüyor. Yapma Dürü'm, kıyma kendine. Sen öleceğine o şişgöbek ölsün."

Düğün günü gelir çatar. Havana bir yandan, Dürü bir yandan gözyaşı döker.

Eee yetti be siz misiniz ağlayan, yer misin yemez misin? Yetmez Velikul, Dürü'yü ahıra kapat, üstüne bir de ellerini bağla, yarına kadar aç kalsın ki aklı başına gelsin. Ha şöyle.

Bunu duyan Kahveci Koca Linlin ile Uluguş planlar yapıp, köyün kızları ile birlikte kurtarır Dürü'yü. Dürü'yü öyle bir saklamalı ki, kimse bulmamalı.

Kepçekulak Velikul, baksın bakalım Dürü ahırda ne yapıyor? Olamaz Dürü yok. Nasıl olur, elleri bağlı bacak kadar Dürü nasıl kaçar? Boyu da yetmez ki, gübre penceresinden kaçsın. Evlenmeye gelince büyük, kaçmaya gelince küçük. Oh ne ala.

Kaçamayacağına göre Dürü kesin erdi. Ermişlere karıştı. Ee on dördüne basmamış kızı altmış yaşındaki herife verirseniz olacağı bu. En sonunda Hızır yardımına yetişti zavallı Dürü'nün. Gökçinem köyü durduk yere evliya sahibi oldu. Hadi canım öyle şey olur mu demeyin, köylü inandı. İnanmayıp da ne yapsın, Şakir Hafız söylüyor. Şakir Hafız ne derse doğrudur.

Kabak Musdu duyarda durur mu? Evleri aramaya başlar. Muhtar yapamazsın hak var, hukuk var der ama dinleyen kim. Hak da, hukuk da Kabak Musdu. Çünkü o varsıl. Çünkü o ağa. Köylü bu duruma çok kızar ve Kabak Musdu'ya karşı birleşir, Dürü'yü saklar. Her evi arananın evine götürülür zavallı Dürücük!

Kabak Musdu çaresini bulmaz mı sanıyorsunuz? Bulur, çünkü o varsıl, çünkü o ağa. İlçenin yolunu tutar. Aziz Beyle komutanın yanına gider. Komutan, o yaşta bir kızla evlenmen doğru mu dese de, köye jandarmayı gönderir. Zavallı Dürü'den yana olacak değil ya, tabi ki Kabak Musdu'dan yana olacak. Çünkü o varsıl, çünkü o ağa. Gözü çıksın bu paranın, gözü çıksın bu ağaların.

Şerif Çavuş yanına dört jandarmayla köye gelir. Hem de elinde telsizle, dinleme cihazıyla. Artık her evi dinleyecek, Dürü kimde hemen bulacak. Eyvah Göküş Dürü bulunacak! Koca Linlin'le, Uluguş olduktan sonra kimse Dürü'yü bulamaz merak etmeyin.

Siz de plan varsa Koca Linlin'le, Uluguş'da da plan var. Tek akıllı siz misiniz?

Her gelen "Dürü bizde, Dürü bizde" der. "Dürü içimizde, gelin de bulun" derler. Adeta bir ağız ederler. Şerif Çavuş şaşar kalır. Hangi evi arasın? Köyde artık bir yarış başlar, kaçma kovalama yarışı. Bakalım Şerif Çavuşla, Koca Musdu ve yardakçıları Göküş kız Dürü'yü bulabilecekler mi?

Bakalım görelim, kazanan kim olacak? Ezilen, horlanan fukara köylü mü, yoksa ağalığına güvenen varsıl Şişgöbek Kabak Musdu mu?

Okuyun dostlar, okuyun! Fakir Baykurt okuyun! Okuyun ki itilmiş, kakılmış, horlanmış köylümüzü tanıyın. Dertlerini dinleyin, derman olamasanız da ortak olun.

Fakir Baykurt, romanlarını halk dili ile yazmıştır. Kolay sanmayın, en zor işi yapmış bu dili kullanarak. Herkesin harcı değil romanlarında halk dilini kullanmak.

Sevgiyle kalın, kitapla kalın.
358 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Eskiden “başlık parası” vardı.
Şimdi modern toplum olduk.
“Süt parası” oldu adı.

Kız güzel mi? Yaşı küçük mü? Ya ailesi, hali vakti yerinde mi? Hele de kızın bir diploması varsa, iyi para eder! Yoksul yine ucuza gider!

“Para eder” mi dedin? Eşya mı bu?

O kadar baktık, büyüttük, hele ki okuttuk. Bir nevi eşyası sayılır ana babanın.
Sevgi mi? Anlaşmak mı? Geçiniz efendim bunları; evlenince severler birbirlerini. Hem anlaşarak evlenenler daha mı mutlu?

Kız dediğin namuslu olacak, atasının sözünden çıkmayacak. Başını kaldırıp sağa sola bakmayacak. Okuyorsa da terbiyesiyle okuyacak. Diplomasını alıp evinin kadını olacak. Efendisi uygun görürse düzgün mesaili bir işte bile çalışabilir. Daha ne istesin?!

YOK ARTIK! KALDI MI BÖYLE İŞLER?

Demeyin demeyin. Keşke “Dürü Kızlar” yalnız roman kahramanı olsalardı.
Coğrafyamızın gerçeğini de İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir veya birkaç büyük şehirden ibaret sanmayın.
“SÜT PARASI” diyorum. İnanmazsanız, kaynaklar elinizin altında; açın bakın…

Eskiden “ağalık ” vardı.
Şimdi modern toplum olduk.
Ancak adı kalktı, kendi aynı.

Hatta bayılırız biz konusu “ağa” , “aşiret” olan dizilere. Her kanalda bir başka diziye konu olur. Ayıla bayıla izleriz.
Sömürü göğünün altındaki sınırsız arazilerini, Amerikalar’da okuyan çocuklarını, büyük şehirlerdeki mülklerini, pahalı arabalarına fiyakalı binip inişlerini ağzımız açık izleriz.
Ve de haklarıdır her şey. Altmış yaşındaki ağanın, yirmi yaşındaki kıza sevdalanması pek romantiktir. Çekirdek çitleyerek, “ah bir kavuşsalar" diye iç geçirerek izleriz.
Yalnızca sahip olduğu toprak değildir hakkı. O toprağın üzerinde yaşayanların üstünde de hak sahibidir ağamız.

YOK ARTIK! KALMADI BÖYLE İŞLER mi dediniz?

Keşke “Musdu Ağalar” yalnız roman kahramanı olsalardı.
Cumhuriyetle yönetilen ülkede küçük tiranlardır onlar. İşleri de zordur hani! Binlerce insanla uğraş, yola getir, muhalefet mi olur iktidar mı olur; taraf seçmesi için ikna et…

Eskiden “çocuk gelinler” vardı.
Ne acı ki, şimdi yine var. Bugün yine var.
“Tecavüzdür” , “cinayettir” , “çocuk istismarıdır” adı.

“Parayı kuşağına doldurup gelen, istenen altınları da takınca, istediği kızı ata bindirip götürmüş, gel demiş imama, kıydırmış bir nikah…”

On üç – on dört yaşındaki kız çocuğunu koynuna alan aşağılık yaratığa mı daha çok lanet okumalı, “Canım, kız parası değil mi? Elde avuçta eyleşmez! Tütüne gayfaya anca yeter…” diyen baba terörüne mi; hiç bilemiyorum.

“Kız kısmı itaâtlı olacak! Bubası nere keserse kanı oraya akacak. Atamızdan dedemizden gördüğümüz bu. Bunları yaşatmak lâzım!...” diyen Velikul;
“Evet… zaten ne demişler, kız evlâdı on üçüne bastı mı, ya erdedir, ya evde… evet!” diyen hafız;
“Dut ağacı dut verir! Yaprağını kıt verir! Oğlan böyük, kız güccük, sarılması dat verir!” diyen Musdu;
“Nafakasını tedarik edebildikten sonra yeniden evlenmek şeriâtın emrettiği bir iştir..” diyen zihniyet;
Ve de tüm bunlara göz yuman, teşvik eden, destekleyen kim varsa;

Biliyoruz bitmediniz. Bitmeyeceksiniz de. Ama unutmayın ki “Uluguş Nine” ler, “Kahveci Linlin” ler, “Zakey Kız” lar da bitmez.
“Tırpan” ın soluğu ensenizdedir.

“İnsan haksız bir iş görür de, susar mı? Susmaz! Eğer susarsa, o insan mıdır? Değildir! Madem öyle, siz de susmayın.”
358 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Selamlar olsun sizlere Çorumlu "Nicca" Neneler ve Yozgatlı Shogunlar.. Gördüğünüz üzre keyfim gıcır .. Niye ? Niyesi var mı ? Bütün bir yaz boyunca çalışaYAZDIM .. O resmi tatil senin , bu dini bayram benim demedim iznimi birleştirdim .. Hal böyle olunca , sıçanın sidiği değirmene kardır diyerekten , dereler geçip , tepeler aşaraktan "5", yazıyla beş gün izin arttırdım .. İzin dilekçemi yazıp , "domates biber - BABA gider!" dediğim anda başladı neşeli günler.. Karıncalar kırmızı sakallı da olsa kusura bakmasınlar .. Bizim fikrimiz de zikrimiz de budur caniko !! Her daim İŞSİZLİK !! Ağustos böceği ekolünden devam edeceğiz yaşamaya , nefes aldığımız müddetçe .. Neyse.. Çalışanlara selam olsun diyip hemen girizgah yapalım .. (BEN Mİ ÇALIŞAYIM ?!?! =))) )

Pek kıymetli tarhanalı jelibonlar ... Burdan sonra okuyacaklarınız esasen bir inceleme değil .. Sizler kitabı merak edesiniz , alıp okumak isteyesiniz diye bu sefer bambaşka bir yoldan gideceğiz .. Yer yer yine goy goyumuzu yapıcaz .. İşsizlik limitleri yine zorlanacak kısmen de olsa .. Ama müsade ederseniz ben size yaşanmış bir olayı öykü babında aktarıcam ilkin..

Gecenin kör karanlığı .. Simsiyah bir yorgan örtülmüş tüm evlerin üstüne .. Gri gri , cansız fersiz dumanlar tütüyor bacalardan.. Sinik , solgun ,varla yok arası bulgur aşının kokusu çalınıyor ara ara burnuma.. Yemeğimi yiyeli çok oldu gerçi.. Sobam usul usul yanıyor .. Çay koydum üstüne ki içim ısınsın .. Hemen bir bardak döktüm kendime ..Sardım ellerimi ince beline bardağın.. İçim ısınsın derken ellerimizden olmanın "nüzumu" yok .. Abone olduğum dergilerden daha önce gelmişleri aldım yine önüme .. Döndür allah döndür okuyorum evin içinde.. Diğer sayıların gelmesine daha koca bir ay var çünkü ..Sırtımı az şöyle sobaya vereyim..Kemiğim ısınsın.. Bugün çok yoruldum .. Yoruldum diyorsam sanma ki bir serzeniş bu .. Mutlu bir hayat benimkisi.. Hem benim yorulmak gibi bir lüksüm de olamaz ..Kavacık'ta köy öğretmeniyim ben .. 110 tane çocuğum var ..Boy boy .. Çeşit çeşit.. Devamsızlık yok çok şükür .. Nalbant ' ın kızını bile kazandırdım okula .. Göndermemiş babası onu okula 16 yaşına kadar .. Okuma yazma öğrettim neyse ki çarçabuk ..Şimdi üçe gidiyor .. Şu an böylesine mutluyum onu okutabildiğim için ama bu Nalbant' ın sonrasında köylere bakan jandarma komutanı ile bir olup başıma türlü türlü belalar açacağından haberdar değilim henüz.. İsmim öğretmen ama muhtardan sonra en çok kapısı çalınan adam yine benim bu köylük yerde .. Kapımı çalanlar arasında muhtar da var .. Var gel sen anla artık .. Tarla tapan işinde anlaşmazlık mı çıkmış? Alacak verecek davası mı var? İş senete sepete mi varmış?

- "Yörü Fakir hocanın yanına!"
- "Yaz hocam yaz !! Dehaa şooordaki sınırların içindeki tarlamı verdim , ahanda şo parayı da tanıkların önünde tam olarak aldım yazıverebilecenni ? Gozel yaz ki yarın gıymatlı Cumhuru ireisin önüne mönüne gider , minibosa atlayıp cumhuriyetin yünsek mahkemelerinin huzuruna çıktığımızda yüzümüz yere gelmesin .. Irazı mısığız arkadaşlar? Şahit misiniz?"

Her gelene çay kahve yaparım .. Sonra işlerini görürüm ama para almam asla .. Üstüme atarlar , ısrar ederler ama almam.. Ne biçim insanım ben ? Rakı , şarap , sigara içmiyorum .. Tütüne , alkole gidecek parayı kitaba dergiye veriyorum .. Çok iyi oluyor .. Böylece Akçaköy'de aldığımız öküzün , kardeşimin düğününün borcu bitti ..Gazi'den öğretmen çıktım çıkalı daha henüz bir kat elbise dikinebildim ama olsun .. İstanbul'daki arkadaşım ona olmayan giysilerini kazağını , elbiselerini ben giymiyorum götür sen giy diye bana vermedi mi ? Bu insanlar bana bunca iyilik yapıyor .. Ben köylüme yapmayacak mıyım ?

Gündüz köy yerinde bunlarla uğraşıp , akşam masamın başında mektuplarla , dergilere göndereceğim öykü ve yazılarla beraberim.. Uyuduğum epi topu iki bilemedin üç saat.. Gün aslında 24 değil 42 saat olmalı .. 2 ile 4 yer değiştirmeli ki yetişsin işlerim .. Tüm bunları düşünürken kapı dövülüyor gece gece .. Kalkıp açtım .. Gelen üç erkekle Çilli , küçücük bir kızcağız.. Hoşgelişler ettim her birine ayrı ayrı.. Çay ikram edeyim dedim istemiyorlar ..
-" Senet yazdıracağız biz," dediler.
- "Konu ne?" diye sordum..
Doğrudan: "Ben bu kızı sattım!" dedi Sarı olan.
Nee? Nasıl sattın?" diye sormadım. "Hayvan mı satıyorsun?" demedim. Anlatılmaz bir keder bedenimi sardı.
"Bugün götürmeye geldiler. Ama paranın tümünü bulamamışlar. Biz bunlarla 400'e kesiştik, 250'sini getirdiler. 150'si güze kalıyor. Ölümlü kalımlı dünya, öyle değil mi? Bir senet yapalım dedik." Böyle dümdüz anlatıyor. "Ben bunu önce Aşağı mahallede Elif Ağa'nın Osman'a verdim, orada geçim edemedi. İzinnamesi yoktu. Dönüp geldi. Eee kendin de biliyorsun, genç bir kadın, köy yerinde ne kadar kalır? it var, çakal var. İnar'dan bu arkadaşın biraderi Nuri'ye verdik. Yani ona kısmetmiş."
"Senedi, aldık sattık, 150 borç kaldı diye mi yapacağız?"
"Hayır; alıp sattık karıştırmayacaksın. Diyeceksin, şu kadar
parayı, şu gün, bugün ödemek üzere elden ödünç olarak aldım. Alan şu, veren bu; tanıklar da şunlar."

Köy dünyasında en çok kadınların acıları vuruyor bana.
Konuklardan biri, "Yani çok basit!" dedi.
Öbürü onayladı: "EVET ÇOK BASİT!"
Senedin yazılmasını söylüyorlar. Basitmiş. Şiirlere sığar mı?
Kaçını görüyorum böyle?

Bu olaydan seneler sonra köye dönerken rastlar Fakir Baykurt Selver isimli o Çilli kız çocuğuna ve kucağındaki bebeğine.. Burdan sonrasını kendi ağzından dinleyin ..

"Yıllar sonra, derelerden çok sular aktıktan sonra Selver'i bir külüstür otobüste gördüm. Hasta çocuğunu doktora götürmüş ama kurtaramamış. Kucağında ÖLÜSÜNÜ getiriyordu. Arkada bir koltuğa büzülmüştü. Suç işlemiş gibi küçültmüştü kendini. Hâlâ öyle uysal, hâlâ öyle var kalmaya çalışan haliyle, yeşil gözlerinden yaşlar döküyordu. Beni görünce daha kötü oldu. Şiirlere, öykülere sığar mı bu benim acılarım? Gelen gazeteleri teker teker, satır satır okuyorum. Bizim durumlara değinen harf YOK."

Ne diyordu bakın daha önce yaptığı röportajda kadınlarımız için Fakir Baykurt..

"Çalıştığım ve dolaştığım köylerde eli kalem tutan tek insandım. Gazi’yi bitirdikten sonra Sivas’a verildim, Hafik’te çalıştım. Hafta tatillerinde öğrencilerimle köylere gidiyordum. Ana babalarıyla, halkla konuşuyordum. İnsanları tanıdıkça sorunlarını, sıkıntılarını öğrendikçe, “Bunları özellikle ağzı var, dili yok kadınları ben yazmazsam kim yazar?” diye düşünürdüm. Yüzyıllar öncesinde olduğu gibi yaşamları toza karışıp gidecek. Buna vicdanım razı olmuyordu."

Huzur içinde uyusun .. Hal böyle olunca kendisi yazdı Fakir Baykurt ..Tıpkı Tırpan'da olduğu gibi bir malmışçasına satılan kız çocuklarını , çocuk gelinleri yazdı.. Farkındayım biraz üzdüm sizi ama bal bal diyince ağızlar tatlanmıyor .. Sene 2019 ve bu zihniyet halen ama halen daha devam ediyor .. Anlattıklarım canınızı sıkmış olabilir ama Tırpan'ın sonunda gülen taraf kim oluyor derseniz yine bir film ile görev dağılımı yapalım .. Spoiler yok ..

Saygıdeğer canikolar .. Esasen bu roman çok öncesinden Terminator dünyasının temellerini atmış köy yerinde .. Gavur Holivud GEÇMİŞİ GELECEK yapıp paraları cukkalamış .. Nasıl dersen hemen olayı açıklayıp görev dağılımı yapalım ..Efenim biliyorsunuz ki çocuklar bizim geleceğimiz .. Özellikle kız çocukları.. Bunu yok etmek için , Terminator evreninde olduğu gibi GELECEKTEN bir müsibet değil de GEÇMİŞTEN bizim yakamıza yapışmış saçma sapan örf ve adetler konu edilmiş romanda.. Bu bağlam içerisinde baktığımızda ..

SKYNET : Hökümet ve kolluk güçleri
T1000 : KABAK MUSDU (Sıvı Terminatör vardı ya ..herkeşin şeklini neyin alıyordu ..Ayı gibi güçlüydü falan.. o gavur !)
TERMINATOR yahut SARAH CONNOR : ULUGUŞ NENE ( cinsiyetten ötürü Sarah Connor daha bir cici olur !)
JHON CONNOR : DÜRÜ KIZIMIZ ..

Ha dersen ki TIRPAN ne alaka ? Tırpan , şu izleyeceğin videodaki zihniyete 0:28 ' de ateşlenen ve DUR DİYEN nesnenin ta kendisi !!

https://www.youtube.com/watch?v=EhoVYkpvJ90

Ayrıca bkz : https://i.hizliresim.com/NLmGLO.jpg

FORZA ULUGUŞ NENE!!!

Bir de parça bırakayım şuraya .. Romanın sonu itibari ile "GEÇİCİ" bir kış geldiyse de baharın gelmesi yakındır!! Bu karanlığa , bu yobazlığa teslim olmayacağız !! Yüzü asılanlar , hüzünlenenler varsa Şener Şen edasıyla diyorum ki "KALK OYNA GIZ !!!"
Çünkü ÇİÇEKLER EKİLİYOR...

Çiçekler ekiliyor güzelim haydi haydi
Bahçeye dikiliyor aman ne edelim nasıl edelim
Sen orada ben burada güzelim haydi haydi
Böyle zor çekiliyor aman ne edelim nasıl edelim

https://www.youtube.com/watch?v=m7AXH7HOz88
383 syf.
·7 günde·10/10 puan
Köygöçüren , Eşekli Kütüphaneci , Onuncu Köy ve şimdi de Tırpan . Her romanında, ayrı bir Türkiye yarasını ele alan Fakir Baykurt , Tirpan'da da yazarliginin bütün hünerlerini sergiliyor. Tırpan'a birazdan geleceğiz, ama önce biraz Fakir Dede'yi tanıyalım.

Daha önceki Fakir Baykurt incelemelerimde değinmişimdir mutlaka, tekrara kaçarsa affeyleyin. Yazarımız, çok çocuklu bir ailenin ferdi olarak Burdur'da doğmuş. Bütün yaşamı büyük sıkıntılarla geçmiş. Çocukluğundaki sıkıntılar doğuştan. Yoksulluk, garibanlik bükmüş bellerini. Küçük yaşta çalışmaya başlamış. İrgatlik, dokumacılık... Kendilerine bakan dayısı 2. Dünya Savaşı sebebiyle askere alınınca hepten perişan olur. Aslında köy enstitüsü hayat olur onun için. Gönen köy enstitüsüne girer, hayatı değişir. Öğrenciliginde Nazım Hikmet Ran 'le tanışır. Hastası olur. Nazım Hikmet yasaklı olduğu için, kitaplarini kaçak gocek bulur, ezberler. Çünkü Nazım sesi olmuştur onun. Tüm ezilenlerin sesidir Nazım.

Sonraki sıkıntıları ise insanlığındandir. Öğretmen olarak köy köy dolaşır Anadolu'nun kuş uçmaz yerlerinde. Köylülerin, sorunlarını,sıkıntılarını dile getirir. Çözüm yolu bulmaya çalışır. Çünkü köylüler perişandir, dönem ağaların beylerin devridir. Ağaların beylerin tekerlerine çomak sokmak mangal gibi yürek gerektirir o dönem. Yaptıkları birilerinin hoşuna gitmez. Soruşturmalar, kovuşturmalar, tehditler, sürgünler. Üstüne sen bı de git öğretmenleri tek bir çatı altında birleştir. Türkiye öğretmenler sendikasını kur. (TOS) Hoppala... Al başına derdi, belayı. Sıkıntısı daha da artar. Ama bildiğinden geri kalmaz. Bütün derdi köylü çocuklarıni da okutmaktir. Köylüleri bilinçlendirmektir. Ağaların beylerin saltanatına son vermektir.

Fakir Baykurt, çok iyi bir eğitimci olduğu kadar çok da iyi bir yazar. Romanları insanın içine o kadar işliyor ki, sormayın gitsin. Her roman ayrı bir yara, ayrı bir tat.

Tırpan, tam da böyle bir Türkiye gerçeği, yarası. Onüçündeki bir kızın, altmisindaki bir ağaya zorla verilmesi. Sevginin değil, paranın konuştuğu bir olay. Kimse sormuyor gönlü var mı, yok mu? Babası verdi ya tamamdır. Hemen kusatin çevresini. Baskılı alan savunması. Nasılsa her yerde ağa ' bokyidicileri' de vardır. Üstüne bir de karakol desteği. Mis. Oldu , bitti.

Benden ne zaman kitap önerisi isteseler, ben onlara Fakir Baykurt, Aziz Nesin , Rıfat Ilgaz , okuyun derim. Önce kendi ülkemizde neler olmuş,bitmiş, bunu öğrenin derim. Kendi kulturunuzu öğrenin derim. Tam da bu konuyla ilgili, iki çift laf da Fakir Baykurt yayıncısı literatür yayınlarına gelelim. Ey yayıncı, kitaplarin arasına çeyrek altın mı koyuyorsunuz mübarek. Nedir bu fiyatlar. Kitaplar pahalı ,sende daha pahalı. Acık da sen gayret et de millet Fakir Baykurt okusun. İnsaf. Zannedersin kuşe kağıt,ciltli basıyorsun kitaplari. Sahaf sahaf gezip eski yayınları bulmak daha işime geliyor benim. Buldum mu da benden mutlusu yok. Yoksa gerçekten literatür yayıncılık ağaların,beylerin işi.

Son olarak, etkinlik için Ebru Ince bir teşekkür. Kalabalık bir grupla beraber, Fakir Baykurt okumak çok keyifli oldu bir kez daha.
358 syf.
·8/10 puan
Baykurt'un kadere "TIRPAN" vuran kadınlarına hayranım:

Dürü'ye:Ağa karısı olmaya heves etmeyen, güçlü duran,çözümü intiharda bulmayan çocuğa...

Uluguş'a:Binlerce yılın çilesinden geçmiş gene de "varsıl"ların egemenliğine kafa tutan bilge kocakarıya...

"Sanatta çabam,köylü yaşayışını,halkçı ve devrimci açıdan yazmayı sürdürmektir diyor" yazar bu kitabin önsözünde(Remzi Kitabevi,1970)

Nüfusun ezici çoğunluğunun taşrada yaşadığı ülkemizde 50'lere kadar köyü ve köy sorunlarını anlatan roman pek yoktur.Çalıkuşu ve Yaban gibi eserlerde Anadolu insanı anlatılsa da Reşat Nuri de Yakup Kadri de şehirlidir.Köye şehirli gözüyle bakarlar ve sadece dış görünümü verirler.Üstelik o dönemde "Anadolu'ya açılmalıyız, Anadolu insanını anlatmalıyız"diye sürekli bir çığırtkanlik da yapılmaktadır.

Köy edebiyatında canlanma Yaşar Kemal, Talip Apaydın,Mahmut Makal gibi köylü yazarlarla başlamıstır.

Ve FAKİR BAYKURT...

Köyde doğmuş,köy enstitüsünde yetişmiş, toplumcu ve gerçekçi bir aydın-yazar.Onun sanat anlayışı kuru bir gerçekçilik değildir. Faydacı ve devrimci bir tavrı da vardır.

O en çok "ideolojik"eserler yazdı diye eleştirilmiş ve ötelenmiştir edebiyatçılar tarafından.Bugün çok tanınmama sebeplerinden biri bu ötelenmedir.Kendisi de toplum kaygısı güderken romanda sanat yönünü ve bireyi savsakladığını inkar etmez. Fakat bu durum yazarın değerini düşürmez.
Onu eleştirenler bütün eserlerini okumaya fırsat verselerdi keşke.Muhtesem gözlemlerini dili kullanma gücünü anlasalardı.

TIRPAN...Hani şöyle daha etkili olsun diye afili bir şekilde özetleyelim:Direnmenin ve kadere baş eğmemenin romanı.İdeolojik bir köy romani.

Kabak Musdu'nun küçük Dürü'yü elde etme mücadelesi yazarın diğer eserlerinde de görüldüğü gibi güçlü-güçsüz/varsıl-yoksul çatışması üzerinden aktarılır.

"Kızlar okutulmadıkça,kadın uyanmadıkça iki yakamız bir araya gelmez,bir gözümüz kör kalır"

diyen yazar kadın uyanışına çok önem verir.Kendisi görev yaptıgı yerlerde kızların okuması için "edet"olmamıştır diyen köylülerle mücadele verir.

Dürü, Baykurt'un direnen bir kızıdır.Dürü'nün kendi durumuna benzer birçok hikayede olduğu gibi kendisini kurtarması gereken güçlü kara yağız bir sevgilisi yoktur. Kurtuluşunu bir şekilde kendisi sağlayacaktır. (Olayları romantikleştirmediği için yazar eli öpülesidir)

Dönemin şartları gereği Dürü okuyarak kurtulamazdı.Ama en azından onüçünde kuma olmaktan kurtarılabilirdi.

Yazar,istenilmeyen evliliklerin nasıl korkunç bir sonla bitebileceğini vurgulamak için "ölümü" seçer bana göre.

Evet eser mutlu sonla bitmez ama bize şu umudu sezdirir:

Ezilen kadınlar her yükü boyunlanmasın, çocuk Dürüler onüçünde Kabak Mustuların elinde olmasın!
383 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Kızılca, gökgöz, kabak musdu... etkileyici tasvirleri ile yıllar sonra bile zihnimizden çıkmayan sanki kendi hayatımızda yaşamışçasına güçlü bir anlatımı var Fakir Baykurt
358 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Herkese merhaba,
Fakir Baykurt'un romanlarının birçoğunda gördüğümüz yoksul Anadolu köylüsü kendine bu kitapta da yer bulmuş.
Başkahramanımız Dürü henüz ilkokulu yeni bitirmiş fakir bir ailenin kızıdır. Ondan bir hayli yaşlı olan ağa onu istemiştir ve ailesi de bunu kabul etmiştir kitap genel çerçevede bu olaylar etrafında geçmektedir.
Kitabı okurken hep içimizden ta yuregimizden Allah'ım bu iş olmasın ne olur diye dua ederek okuyoruz.
Tırpan ise aslında biraz sembolik olarak kullanılmış bir obje zenginliğe, ağaliğa ve kötü kadere vurulmuş bir darbedir o.
383 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Fakir Baykurt' un güçlü kaleminden çıkmış, 1970 siyasal çalkantı yıllarında, başkent Ankara' ya yakın bir köyde yaşayan fakir halkla, varsıl güçlü ve kötülüğü yaşam biçimi haline getirmiş insanlar ile ağalık düzeni üzerine güzel ülkemden bir kesit.

Sınıfsal avantajlarını devlet erkiyle beraber, şahsi çıkarları için kullanan, önemli mevkiideki kişilerle ticari ilişkileri olan zengin ve güçlü bir ağanın, toplumun hor gördüğü çocuk yaşta alınıp satılan bir meta durumundaki kadın ve kadınlığın anlatıldığı müthiş roman.

Romanda kadının gücü tekrar ele alışını, eserin yazıldığı yılların siyasi ortamını ve örgütlenmenin, dirliğin, birliğin, beraberliğin getirdiği umut verici sonucu bir çırpıda okuyacaksınız.
358 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Fakir Baykurt... Meslektaş, üstad!

2020 senesinde her ay iki Fakir Baykurt kitabı okuma etkinliğine katıldığım için o kadar mutluyum ki!

Tırpan...

Bir ülke gerçeği...

On üçündeki Dürü kızın altmışındaki Şişgöbek Mustu'ya zorla verilme hikayesi.

Her Fakir Baykurt romanındaki gibi bir süper ihtiyar kahramanımız Uluguş ninemiz var.

Yazarın en en en sevdiğim ve bir solukta okuduğum kitabı bu oldu. Resmen aktı gitti ve ben de o köyde o kızlar ile birlikte direndim.

Romanda çok ince bir zeka, çok güzel toplumsal gerçeklere yer verilmiş. Varsıl-yoksul,güçlü-güçsüz çatışması, erkeklerin kadınlar üzerinde kurmaya çalıştığı egemenlik üzerinden kadınların aslında nasıl güçlü olduğu ilmek ilmek işlenmiş. O yörenin şiirleri ağıtları ağızları ve iletişimlerini aktarma biçimine hayran kaldım. Para delisi kadınlar ve erkeklerden nefret ettim özellikle 60ındaki azgın tekeleri boğmak istedim. Üfürükçü hocaları da üfürükleri içinde parçalamak istedim.

Dürü bizde, Dürü bizim evde, Dürü yüreğimizde...

Çok fazla ipucu vermeden yazımı sonlandırayım, mutlaka okunmalı!

“Ben o Kabak Musdu’num aklına, hemi de parasına sıçayım !” Onda akıl olsa, torunu yaşında bir kıza alıcı olmaz ! Ama deli bir değil ki ! Siz hırkı mısınız ? Kalkmış Havana’dan yana olacağınıza, Evci’nin ayısından yana oluyorsunuz !”

Vaktin zamanın birinde, bir ülkede karıncalar birleşmişler. Karıncaları bilirsiniz, ne kadar küçük .O ülkede, "fil" deye, deveden büyük, boooz boz mahlûklar varımış. Hep gelir gelir de karıncaların üstüne basarnış. Bir gün bu karıncalar fısıldaşmışlar: "Birleşip şu şerbellâya bir iş edelim!" Birleşip yürümüşler üstüne. Yıkmışlar namussuzu yere. Sonra bir girişmişler. Ne kanı kalmış, ne iliği filin. Yutuvermişler ! "Karıncalar birleşti mi fili yutar !”

"Daldık yoksulluğun denizine! Çırpın babam çırpın şimdi! Boğulmamak için yüzmenin bin türlüsünü öğrendik. Paradan çektiğimizi hiçbir şeyden çekmedik !...”

“Seni ne diye tuttuk biz ?” diye sordu İt Omar.

“ Ben ezan okurum, namaz kıldırırım! Ben yitikbilici değilim ! Babasının elini kolunu bağlayıp ahıra kapadığı kız sır olup gidince onu çıkaran, yeniden bağlasın ,kuyuya atsın diye geri teslim eden hocalardan hiç değilim, İt Omar !...”

“Demek babası verici olmuş da, anasının gönlü olmamış ? Olur yakında !... Kim takar kadını, köleyi ? Kadın ev kölesi ! Kadın doğurur, yener ölümü. Koskocaman ölümü yener de, yazgısını yenemez ...”
358 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Ankara'ya bağlı bir köydür Gökçimen.." Gökçime'in suyu kesilmediginden, her çayır çimendir. Çayır çimenin yeşili kızların gözüne yansır. Bu yüzden göküş olurlar. Eğer avucunda üç kuruşun var da, kendine yeni bir karı almak istiyorsan, Gökçimen'e git, kız al!" derler.
Güzeller güzeli dürü ilkokul beşi yeni bitirmiştir. Atmış yasinda şişko göbek Musdu ağa görmüştür dürüyu dam başında. Bu benim dengim mi diye düşünmeden istemiştir. Nasılsa agadir kimse karşı koyamaz veririm parayı alırım demiştir. Köyden de birkaç yanci buldu mu oldururum bu isi demiştir. Komşular adamın yaşına başına bakmadan yoksulluk çekeceğine ağa kapısına gitsin dediler. Kaderi boyleymis dediler hangimiz evlenecegimiz adamı seçtik, doğmadan alnimiza yazılır dediler. Adam yaşlı on seneye ölür dürü de varlık içinde bir eli yagda bir eli bal da rahat olur dediler . Anası ağladı sizladi elden ne gelir herkes birlik oldu kimse sözünü dinlenmez kocası razı gelir . Söz söylese sırtından sopa eksik kalmadı. Kocasının sözünün üstüne söz söylenmez dediler hocaya okututlar. Bi Uluguş nine vardır konuşan Gökçimen kızlarının kaderinin değişmesi isteyen ama nasıl olacak karıncalar birleşip filellere karşı koynadıktan sonra. Dürü Musdunun ikinci karısı olmamak için tek başına çare aramak zorunda.
383 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Mücadele etmenin, birlik olmanın gücünü anlatıyor. Cesaret sözde kader denilen dayatmalara karşı. Korkulara karşı kafanızda ışıklar yakacak türden devrimci bir eser.
Haksızlık haksızlıktır kızım. İsterse baban olsun; yapanı ezeceksin!
Fakir Baykurt
Sayfa 158 - Literatür Yayınları - 11. Basım 2020
"İnsan haksız bir iş görür de susar mı? Eğer susarsa, o insan mıdır? Değildir! Madem öyle susmayın. Verin el ele! Çıkarın sesinizi!"
Fakir Baykurt
Sayfa 157 - Literatür Yayınları - 11. Basım 2020

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tırpan
Baskı tarihi:
1972
Sayfa sayısı:
383
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Tırpan
Tırpan
Tırpan
FAKİR BAYKURT DİYOR Kİ:
''Sanatta devrimci tavır, hayatı değiştirme tavrıdır. Kitaplarımız, bize ün sağlamak yada kalıcı olmaktan önce, toplumu bu yönde etkilemek içindir. Hayatı değiştirme amacına yönelmemiş bir sanat, insanın bilinçlenmesine ve birleşmesine yardım edemez.
''Bakıyorum, bazı arkadaşlar, kendini asan kızların öyküsünü yazıyorlar. Kızı, istemediği birine vermiş oluyorlar. Kurtulamayınca asıyor o da kendini. Eski öyküler de böyleydi. Ve hep böyle gidiyor. Bence bu, sanatta devrimci tavır olamaz. Bir ulusun da bu kızlar gibi davrandığını düşünelim, ne olur sonuç? Böyle olsak biz Ulusal Kurtuluş Savaşına giremezdik. Vietnam halkı, saldırgan Amerika'ya direnemezdi...''

Kitabı okuyanlar 678 okur

  • Mlktpl
  • Mustafa Kerem
  • Ayşe Erol
  • Ayşe Tokat
  • Deniz Güneş Akalın
  • Aykut Kayğusuz
  • Onur Sevim
  • Aysnz
  • Leyla ATÇEKEN
  • Rabia

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%6.4 (14)
9
%2.8 (6)
8
%2.3 (5)
7
%0.9 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0