Ayşe yıldız

Bütün faziletli davranışları şekillendiren yaşanılan sıkıntılar ve zorluklardır
Reklam
"Bir açıdan da, denizde geçirilen milyonlarca yıldan sonra okyanusu da beraberimizde taşımaya başladığımız söylenebilir. Bir kadın doğum yaparken önce suyu gelir. Çocuk kadının karnındaki suda yaşar ve bu su suyun neredeyse aynısıdır. Tamamıyla aynı oranda tuzludur. Kadın vücudunda küçük bir okyanus oluşturur. Sadece bu da değil. Mesela kanımız ve terimiz. İkisi de neredeyse denizdeki su oranında tuzludur. Gözyaşlarımız da okyanus suyudur."
İnsan ırkını hangisi daha çok tanımlar, zalimlik mi, yoksa bundan utanma kapasitesi mi, diye sormuştu Karla bir keresinde. Bu soruyu ilk duyduğumda olduğunu düşünmüştüm ama şimdi daha yalnız ve daha bilge olduğumdan insan ırkını tanımlayanın zalimlik ya da utanç olmadığını biliyordum. Bizi biz yapan bağışlayıcılığımızdır. Bağışlayıcılık olmasaydı, ırkımız sonu gelmez intikamlarla kendi kendini yok ederdi. Bağışlayıcılık olmadan tarih olmazdı. Bu umut olmadan sanat da olmazdı, çünkü her sanat eseri bir açıdan da bağışlayıcılığın yansıtılmasıdır. Hayalgücü olmadan sevgi de olmazdı, çünkü her çeşit sevgi aynı zamanda bağışlayacağınıza ya da bağışlanacağınıza dair verilmiş bir sözdür. Yaşıyoruz, çünkü sevebiliyoruz. Seviyoruz, çünkü affedebiliyoruz.
Çatık kaşlı o gülümseme, sevinç ve utancı birleştiriyordu, çünkü ikisi de gerekliydi. Utanç, sevince bir amaç verirken sevinç de utanca ödülünü veriyordu. Biz de Joseph'in sevincine ortak olup acısına şahit olarak onu kurtarıyorduk. Bütün olanlar onun hayatına müdahale etmemizle olmuştu, çünkü hiçbir adam sevgi olmadan kurtarılamazdı.
İyi niyetle hareket ettiğimizde bile, sırf dünyanın işleyişine karıştığımız için sorumlusu olduğumuz felaketlere davetiye çıkarıyoruz. Karla bir keresinde ‘En büyük yanlışlar bir şeyleri değiştirmeye çalışan kişiler tarafından yapılır’demişti
Reklam