yirmilerin aşk sanrısı
gencim ve yirmilerimde vurgunum
tutuldum da bir sevdaya duruldum
resmettim çehreni astım gönül duvarıma
bir kendim seyreyledim içimden seni
başkasının kirpiği bile dokunmasın sana
gözlerimde taşırım seni, tam ortasında!
gözlerime bakan aksine denk düşer diye
korkar aşıkâne yüreğim her defasında
bundan gözlerim birleşmez bir başkasıyla
kaçırırım benliğimi herkesten en uzağa
seni bir parçam gibi taşırken tüm ruhumda
sana dokunulmuş bilirim, bana dokunulursa
seni bende elbet görürler, görmezler sanma
yüzün, bir yaprak ve kımıldar her soluğumda
gülüşün, bir lügat ve duyulur her konuşmamda
bakışın, daima hatırımda
bir gece ve bir gündüz gibi
uzanır boylu boyunca
bundan sakındığım kendimim sanma
senden evvel bendeki seni sakınırım aslında
tutuşur gönlüm benim sende gördüğümü
görecekler korkusuyla
ki bundandır çektiğim tüm bu cefâ
bu kadar yüce iken bende aşkın
bazen gözümden akıp, dönüşüyor taşkına
sakındığın göze çöp batar ya
bu gürbüz delikanlı kim soruyorlar arada
ismini bir bana bağışlarım, başkasına asla!
sana esirim sevgilim, tutsak hissettinse sende beni bağışla.
Bir onikigen, daireye bir sekizgenden daha çok benzer öyle değil mi? Ne kadar çok ilişkiniz daha derin ve çeşitli olursa zihniniz de bir o kadar yuvarlak olacak ve köşeler size daha az batacaktır.
Aşırı hassas biriyim. Doğru kelime bu. O kadar hassasım ki bu konuda kendime kötü davranarak telafi etmeye çalışıyorum bunu, köşeye sıkıştırılan bir hayvan gibi. Vücudumda savaş veren bu çelişkili duygular benlik algımı tamamen yıkıyor. Bu türden kötü yüzleşmeler yaşadıktan sonra aynada kendime, kulaklarımın bile kızardığı al al olmuş yüzüme bakmak bir alışkanlık oldu. Bu türden içsel savaşlar verdiğimde yüzüm bana çok acınası ve sefil geliyor. Kan çanağına dönmüş ve odaklanamayan gözler, darmadağın kâküller, kendi beynimin ne düşündüğünden bihabermişim gibi salak ve donuk bir yüz ifadesi. Önemsiz, görünmez birine benziyorum. Ruh halim dibe çöküyor ve o âna kadar dikkatle inşa ettiğim psikolojik dengem tümüyle yıkılıveriyor.