eskiden beri senin işin sayesinde hiçbir yokluk çekmeden, huzur, sıcaklık ve bolluk içinde yaşadığımı başıma kakardın (ya benle yalnızken ya da başkalarının önünde; bu sonuncu durumun onur kırıcılığı hakkında hiçbir duygun yoktu, çocuklarının işleri senin açından daima kamusal meseleler oldu.) beynimde kelimenin tam anlamıyla yarıklar açmış olması gereken sözleri düşünüyorum… bu hikayeler farklı koşullar altında mükemmel bir eğitim aracı olabilirdi, babanın başından geçmiş eziyet ve yokluklara göğüs germek için cesaret ve güç verebilirdi. ama senin istediğin bu değildi zaten, senin çaban sonucunda durum değişmişti, insanın kendini senin yaptığın gibi gösterebileceği bir fırsat yoktu. böyle bir fırsat zorla ve yıkarak yaratılmalıydı. ama sen tüm bunları istemiyordun zaten, bunu nankörlük, abartı, itaatsizlik, ihanet, çılgınlık olarak nitelerdin. yani bir yandan örneklerle, hikayelerle ve utandırarak özendirdiğin şeyi, diğer yandan şiddetle yasaklıyordun.
tabi ki bin bir güçlük içinde yaşarken, her çocukça ayrıntı karşısında coşkuya kapılman beklenemezdi senden. söz konusu olan o da değildi zaten. mesele senin karşıt yapın gereği çocuğa bu tür hayal kırıklıklarını daima ve kökten yaşatmak zorunda oluşundu, dahası bu karşıtlığın, malzeme biriktikçe durmadan güçlenip sonuçta benimle aynı fikirde olduğun durumlarda bile alışkanlık gereği ortaya çıkmasıydı ve nihayet, çocuğun yaşadığı bu hayal kırıklıkları, hayatın sıradan hayal kırıklıkları değildi, tersine, senin her şeye ölçüt kişiliğinle ilgili olduğu için, hayatın özünü etkiliyordu. cesaret, kararlılık, güven, şuna veya buna bağlı neşe, sen karşı olduğunda ya da hatta karşıtlığın yalnızca varsayıldığında sonuna dek direnemezdi; üstelik benim yaptığım hemen hemen her şeye karşı olduğun da varsayılabilirdi.