Hangi türden olursa olsun dünya hayatını idame ettirme vasıtalarına vaziyet etmek fukarâ zümresinin nefes almasına kolaylaştırır. Şükrederek yaşarlar. Nefes almakta zorlanmak ise canından bezmeğe varır. İnsanın böyle durumlarda imânı gevrer. Oysa kul kolay nefes aldıkça canının kıymetini daha çok bilir ve imânının daha kuvvetlenmesi yoluna girer. Merkepsiz kalmanın ne mânâ taşıdığı zehrini tatlıysa insan, yeniden hayvanla buluşturulup semerden mahrum bırakılmayı bala kavuşmak sanacaktır.
Hani, derler ya, Allah fakir kulunu sev gerek: Allah ne zaman zümre-i fukarâdan bir kulunu sevindirmek ister ise, ona merkebini kaybettirir ve lâkin akabinde o kuluna hayvanını semersiz buldururmuş. Fakir kul demeyip zümre-i fukarâ derseniz, çaresiz, bînasip insanları değil, dünya malıyla imtihan edilme yükünden arınmış insanları kastetmiş olursunuz."Fakir kul, fakir bir Allah'ın kulu" gibi tabirler yakışıksızdır. Zira kulluk bilincine ermek başlı başına bir zenginliği elde tutar hale gelmek demektir.
Düşünceye ve düşünce peşinde olana yapılan baskı dikkate değer. Eğer bir ülkede fikriyat tehlikeli görünüyor ve cezalandırılıyorsa o ülkede canlanma ümidi kuvvetli demektir. Yani o ülkede fikriyatı benimseyip ona göre davranacak insan sayısı ciddiye alınacak değerdedir.