Ölenin de öldürenin de kolaylıkla aynı zemini paylaşmakla kendilerine yer bulabildiklerini anlamadıysanız, bu ölüme sevinenin de, bu ölüme üzülenin de aynı dûn yere hapsedildiğini hiç anlamayacaksınız demektir. Siz de tasmasını sevenler takımındansınız.
Münasebetsizlik benim bile siteye, güle oynaya tercih ettiğim bir şey değil. Dönen dolaba sadece münasebetsizliğin hasar verebildiğini daha henüz yenilerde anlayabiliyorum.
Dolap hasar görmeksizin döndükçe dönsün diyenler parayla hemhâl oluyor. Parayla halvet olamayanlar mededi feleğin çarkı kırılsın nakaratının hatırlanmasından umuyor. Dehre sövüyor. Bunun tabiî olduğunu zannedenler var. Kendilerine Allah'tan gayri rabb edinenlerin reddedilemez bir gücü temsil ettiğini söyleyenlerin hangi dînden olduğu ise karanlıkta kalıyor. Şu oluyor, bu oluyor. Daha neler olacak...
Ne yelledir, ne suyladır bu dolabın dönüşü, ne de sırayla. Hepsi para. Paranın dönüşünden ibarettir o, paranın döndürülüşüdür. Parayla döndürülüyor, parası vasıtasıyla, araç olarak para kullanılarak döndürülüyor dolap. Dolayısıyla dolabın dönüş hızı dolabı döndüren çarka dökülen paranın hareket kabiliyetine denk geliyor. Geçer akçe hangisi ise dolabı onunla döndüren var. Paraya alış veya veriş için kim dokunduysa, hooop,o da dolapla dönüyor. Para elden ele geçtikçe dolap döndüğü için ve mutlaka işin içine bir pazarlık girdiğinden, peynir gemisi lâfla yürüyor. Parayla küçük büyük, uslu çılgın bütün projeler esas saydırılıyor. Proje taslakları kafada doğduğu ve pazarlık konusu şeyler falan filan olduğu için herkesin karnı boş lâfla doyuyor. Bu durumdan dolap çevirenler yararlanıyor ve onlar lâfı karnın tok ya, sırtında pektir demeye getiriyor. Bu imâ birçok kimseye bir anlamı kavratıyor. Artık her yer sırf boş lâfla dolsun isteniyor. Öyle de oluyor, her taraf boş lâfla doluyor. İmâları imânlar haline getiriyorlar. Para yoksa deniyor, lâf da yok.
Hep aylaktım. Şimdiye kadar "TOPLUMSAL KURUM" dedikleri ve bu ülkede yaşayan herkesi asıl şeklinden mahrum bırakan şeylerin hiçbirine sadakat göstermedim. Hep zariftim. Zarafetim gereği elimi asalet unvanımın beni dokunmaya icbar ettiği şeyden bir başkasına hiç değdirmedim. Çarşıya pazara çıkmam, dostlar alış verişte görsün tedbirine hiç uymaz. Belki dost kazanamayışım böyle sonuçlandı.