Pişmanlık, insanın kendi tanımında duyduğu rahatsızlıktır. Tövbe insanın bir önceki tanımını reddetmesi, kendisini yeniden tanımlamasıdır. Eğer davranışları insanı pişmanlığa ve tövbeye değil, hoşnutluğa götürüyorsa, insan kendi tanımına sahip çıkıyor demektir. İnsanın doğru yaptığına inanması, kendi hakkındaki tasavvurun doğruluğuna inanmasına eşittir. İnsanın kendi hakkındaki tasavvuru bir zan da olabilir, bir gerçek de. Bizi burada ilgilendiren insan odur ki Allah tarafından kendisine verilmiş olan adı, kendine tanım olarak benimsemiştir: "Size daha evvel (gönderdiği kitaplarda) da, bu (Kur'an'da) da Müslüman adını- peygamber sizin üzerinize şahid olsun, siz de (bütün) insanların üzerine şahidler olasınız diye (Allah) vermiştir."(22/78)
Her insanın kendi hakkındaki tasavvuru, onun iradî davranışlarına yön veren temel etkendir. İnsan kendini nasıl kabul ediyorsa hareketlerini ona göre ayarlar. Hapishaneden kaçması için insanın önce kendinin serbest yaratıldığına inanması gerekir. Bazı görevleri yüklenebilmek, o görevleri yüklenmeye yaraştığını anladıktan sonra mümkündür. Demek ki insan her şeyden önce kendine bir tanım getiriyor,-daha doğrusu getirilmiş tanımlardan birini benimsiyor-bu tanımın gereği neyse öyle davranıyor.
İnsan zihninin garipliklerinden biri de geçmişle kurduğu bağlantıda ortaya çıkıyor. Yaşanıp geçilmiş olaylar arasından güzellerini, iyilerini seçip muhafaza etmek, insanın ana eğilimlerinden biri. Bu yüzden anılarına bir sıcaklık duyuyor insanoğlu. Çektiği sıkıntılar üstüne bir perde çekmek, buna karşılık yaşadığı hoş zamanları canlı tutmak istediği için geçmiş (hem bir kimsenin ferdî tarihi hem de genel olarak tarih) kolayca bir sempatiye konu olabiliyor. Zaman zaman buruk durumu öyle baskın çıkıyor ki insanlar geçmişin bayağılıklarını, kokuşmuşluğunu sanki önem verilmeye değer birikimlermiş gibi ele alıyorlar.
İnsanlar "insan oluşları" sebebiyle değil, toplumsal statüleri sebebiyle hayat içinde bir yer sahibi olabiliyorlar. Toplum insanları "etiketliyor." Bu etiket insanın numaralı yeridir artık. Etiketi reddetmek, etiketlenmeyi engellemiyor. Eğer siz tiyatroya girerken bilet almamışanız, bilet sahibi olanlar sizi "biletsizler" sınıfına sokuyor. Toplum-dışı olmak, a-sosyal karakterde olmak yine toplumsal bir kategori haline dönüşüyor.