Yıl ;2957
Dünya artık nefes almıyor.
Gökyüzü kül rengi bir örtüyle kaplı, yapay güneşle ,sahte bir umutla parlıyor. aldatılıyor. Toprak “nebootik” radyasyonla zehirlenmiş nehirler kurumuş, ormanlar unutulmuş bir rüya.
İnsanlık ya makineye teslim olacak…
ya da tek bir çiçekten gelen umuda tutunacak .
Rhizanthella gardneri. Yeraltı Orkidesi.
Tek umut.
Tek ihtimal.
Ama , insanlığın son çırpınışı mı yoksa yeniden doğuşun tohumu mu , insanlığın son veda çiçeği mi belli değil .
Dr. Ahmet ile Dr. Sezer’in arasında hep umut aradım sayfalarca .
Bir yanda bilimsel bir mucize hayali, diğer yanda vicdanın çığlıkları. Siyasi Polis her köşede, her nefeste, her düşüncede.
Gözetim o kadar derin ki, düşüncelerinde bile özgür değilsin.
Robotlar yürüyor sokaklarda: Robo, Pixel…
Duygusuz, kusursuz, soğuk.
Ama biz hâlâ ağlıyoruz.
Hâlâ seviyoruz.
Hâlâ korkuyoruz.
Hâlâ umut ediyoruz.
Ve sonra…
Dünya 2957’den 0’a düştü.
Medeniyet çöktü. Hafıza silindi. İnsanlık yeniden taştan, ateşten ve korkudan başladı . Mağaralarda doğan çocuklar, liderlik kavgaları, “yeniden başlangıç” masalları…
Her bölümde aynı soruyu sordum kendime:
Biz gerçekten kurtulabilir miyiz?
Yoksa 1000 yıl sonra geriye sadece sessizlik mi kalacak?