Pirinç işlemeli bir aynada kırıldı yüzümün diğer yarısı. Herkes uyuyordu. İstanbulda hicaz makamında ezan sesleri duyuluyordu. Yüzümün yarısı benim, yüzümün yarısıyla hep yarım öyküler anlatırım. Görünmeyen bile değilim. Peki sen, yarım dudaklı bir kadını öpmek ister misin
Biten aşkları da seyrederiz birlikte. Kimi zaman bir aşk o kadar bitmiştir ki, bir kadeh şarap bile içilmez, çarçabuk birer kahve söylenir aşkın üzerine. Gözlerinde hayal kırıklığı bile yoktur. O günlerde yüzünden, bilmediği bir dilde acılarını anlatmaya çalışan göçmen bir kadının çaresizliği okunur, gözlerinin yeşili sönen bir yangından geriye kalan evler kadar boş ve kimsesizdir. Bir aşkın bitmesinin onun hiç yaşanmadığı anlamına gelmediğini anlatmak isterim sana, ama ancak birkaç kırık dökük sözcük dökülür dudaklarından, başladığıma pişman olurum.
Tam dünyanın sadece haksızlıkların değil, tanımlayamadığım kötülüklerin de kol gezdiği bir yer olduğuna inanıyordum ki anahtarın sokak kapısının kilidinde dönüşü ve babamın hafif hafif "ha-tırla sevgilim, o mesut geceyi" çalan ıslığını duydum.
Dünya o kadar da kötü bir yer değildi yine de.