Unutmak, diye bir kelime vardı Kelimeler Kitabı'inda. Unutucuydu insan. Öyle yaratılmış, kalbi öyle yasalanmıştı.
Ama Adem bir Havva' yı unutamadı. Ne kadar zordu derin bir hasretin üstesinden gelmek. Unutur gibi bile olmadı.
Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:
Bir: Kelimeler.
İki: Aşk.
Üç: Annelik duygusu.
Kelimeleri Âdem yanına aldı, Annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı.
Ama aşk çok ağırdı.
İkisinin de, aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldiramayınca, bölüştüler yükü.
Yarısını Âdem sırtlandı, aşkın yarısı Havva'ya kaldı.
Bana bu kelimeleri Sen verdin.
Sonra beni bu kelimelerle itham ettin.
Beni topraktan yarattın, hamuruma nefsimi kattın. Sonra tuttun beni nefsimle sınadın. Hevesli kıldın da beni, heveskârlığımı suçladın.
DİYEBİLİRDİ, AMA DEMEDİ.
Okudu:
İRADE içinde ama yine de irade'ydi.
Irade'ydi ama yine de IRADE'nin içindeydi.
Ve ki İRADE IRADE'yle çelişik değildi. Uzlaşıktı, birleşikti.
İRADE'nin içindeki irade: Gayret ve Niyetti.
O da Rahman'ın nefesi.
Öyleyse İRADE IRADE' nin içindeydi, İRADE İRADE' nin üzerindeydi. Hepsi de İRADE 'ydi.