“Pyotr Andreyic Grinyov’un anıları, torunlarından biri tarafından gönderilmiş, akrabalarının izniyle basılmıştır.”
Daha bu ilk cümlede okuru içine çeken bir kapı aralar Puşkin. Sade ama son derece akıcı diliyle Yüzbaşının Kızı, yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmaz; savaşın ve isyanın ortasında sınanan sadakati, onuru ve cesareti incelikle işler.
Uzun zamandır okunmayı bekleyen bu eserin böylesine sürükleyici olduğunu bilseydim, hiç kuşkusuz çok daha önce tanışırdım onunla. Devrim ve isyanın gölgesinde şekillenen insan ilişkileri, Rusya’nın sosyolojik yapısıyla iç içe, büyük bir ustalıkla aktarılır. Puşkin, tarihsel bir arka planı kuru bir anlatıya dönüştürmeden; insan ruhunu, korkuyu, umudu ve bağlılığı canlı tutmayı başarır.
Savaşın ortasında aşk nasıl yaşanır sorusunun en zarif ve sahici cevaplarından biri de bu eserde gizlidir. Gürültünün, belirsizliğin ve yıkımın içinde bile sevginin var olabileceğini fısıldar satır araları.
Rus edebiyatına duyduğum sevgi, bu kitapla bir kez daha pekişti. Yüzbaşının Kızı, her dönemde yeniden okunmayı hak eden, zamansız bir eser.