Bir başka deyişle, kendimize dair algımız güçlendikçe endişeye karşı durup onu altetme olasılığımız da o denli artar.Endişe de tıpkı yüksek ateş gibi içsel bir mücadelenin sürdüğünün işaretidir.Nasıl ki ateşlenmek bedenin fiziksel güçlerini toplayarak enfeksiyona, örneğin ciğerlerdeki tüberküloza karşı bir mücadeleye giriştiğinin göstergesiyse, endişe de psikolojik ya da tinsel bir mücadelenin kanıtıdır.
Yaşadığı bu his nevrotik endişe, yani yüzleştiği gerçek tehlikeyle orantısız bir endişe hali ve bunun nedeni bilinçaltında kendi kendiyle yaşadığı çatışma.Bu noktada okuyucu muhtemelen genç müzisyenin kendi annesiyle arasında ciddi bir çatışma bulunduğundan ve bu çatışmanın bilinçaltına taşınarak tüm kadınlardan korkmasına neden olduğundan şüphelenmiştir.
Korktuğumuzda bizi neyin tehdit ettiğini biliriz, içinde bulunduğumuz durum bizi harekete geçirir, algılarımız keskinleşir ve tehlikenin üstesinden gelmek için kaçmayı ya da başka uygun yöntemlere başvurmayı deneriz.Endişeye kapıldığımızdaysa yüzleştiğimiz tehlikeyi atlatabilmek için nasıl adımlar atmamız gerektiğini bilmeyiz. Endişe ‘ yakalanma’, ‘şaşkına dönme’ hissidir ve algılarımız keskinleşmek yerine daha bulanık ve belirsiz bir hal alır.
Örneğin, gururuna aşırı düşkün biriyim ben.Bir kambur, bir cüce kadar kuruntulu, alınganım; ama doğrusunu isterseniz, öyle anlarım olmuştur ki, biri bana tokat attığında, buna sevindiğim bile olmuştur.Çok ciddi söylüyorum bunu: Sanırım, bunda da bir çeşit zevk, yani umutsuzluk zevki buluyordum.Çünkü umutsuzluklarda zevklerin en yakıcısı bulunabilir.