Gençken ve aşktan korkmadıkları zamanlarda olabilecekleri biçimde, sofrada markinin karşısına geçip oturdu, birbirlerine bakmadan, şakır şakır terleyerek ve yaşlı bir evli çiftin kanıksamışlığı içinde çorbalarını kaşıklayarak, sessizce yediler yemeklerini. Birinci yemekten sonra Dulce Olivia, yemeğe ara vererek içini çekti ve geçmiş yıllarının bilincine vararak şöyle dedi:
"Böyle olabilirdik."
Onun sertliği markiye de bulaşmıştı. Onu, iki dişi eksilmiş, gözlerinin feri kaçmış, şişman ve yaşlanmış olarak getirdi gözünün önüne. Babasına karşı gelme yürekliliğini gösterebilmiş olsaydı, belki de böyle olacaklardı.
"Öyle aklın başında gibi görünüyorsun ki," dedi ona.
"Hep öyleydim," diye karşılık verdi öteki. "Beni asla olduğum gibi görmeyen sendin."
"Ben seni, hepsinin genç ve güzel olduğu ve en iyisini ayırt etmenin kolay olmadığı bir kalabalığın içinden seçtim," dedi marki.
"Senin için ben kendim seçtim kendimi," dedi Dulce Olivia. "Sen seçmedin. Hep şimdiki gibiydin; zavallının tekiydin."