Büyük Britanya'nın Hristiyanlık dönemi öncesi krallarından Lear'ın öyküsü bir hayli ünlü olduğu için, Shakespeare'den önce de birçok kez ele alınmıştı. Shakespeare, tragedyasında başlıca kaynağı olan Holinshed'den yararlandı. Bir de 1594'te sahneye konulan ve 1605'te yayımlanan The True Chronicle History of King Leir and his Three Daughters adlı, yazarı bilinmeyen değersizliği herkesçe kabul edilen başka bir oyun vardır. Bu oyunun Shakespeare'inkinden üstün olduğunu ileri süren bir tek kişi çıkmıştır şimdiye dek. Ne yazık ki, bu gülünç savı ileri süren, büyük romancı Tolstoy'dan başkası değildir. Tolstoy yaşlılığında, ölümünden iki üç yıl önce 1907'de, Shakespeare'i her açıdan, hem şair hem de tiyatro yazarı olarak batırmak amacıyla yazdığı acayip ve doğrusunu söylemek gerekirse, dengesiz kitapta, bir dahinin başka bir dahiyi yargılarken ne denli saçmalayabileceğinin yürekler acısı bir örneğini vermiştir. Tolstoy'a bakılacak olursa, bir çeşit kolektif çılgınlığa kapılarak Shakespeare'e tapanlar ne derlerse desinler, eski King Lear, Shakespeare'in uygulamasından kat kat üstündür. Çünkü eski oyunda Lear delirerek "baştan aşağı sahte halde" kırlarda koşup, soytarısıyla ipsiz sapsız laflar etmezmiş. Eski oyunda, Lear de, Cordelia da, içten, dokunaklı ve gerçekmişler. Shakespeare'in tragedyasında ise, hiç de öyle değilmişler.
Oysa çoğumuz için King Lear, Shakespeare'in dört büyük tragedyasının en değerlisi, hatta eleştirmenlerin çoğuna göre, Shakespeare'in en yüce yapıtıdır. Çünkü Chambers'in dediği gibi, King Lear, Shakespeare'in öteki oyunlarından ayrılarak, insan kişiliği üzerine kurulu ruhsal bir dramın sınırlarını aşan, tüm evreni kapsayan bir oyun niteliğini taşır. Burada yalnız bir insanla değil -bir kusur işleyen ve bu yüzden cezasını gören bir insanla değil- bu