2014 yılından beri kitaplığımda bulunan ama her elim gittiğinde, henüz okumak için yeterli düşünsel olgunluğa ulaşmadığım fikrine kapılıp geri bıraktığım bir kitaptı. İlk 40-50 sayfayı okuduktan sonra ise elimden bırakamaz hale geldim. Yoğun bir felsefi derinlik barındırmasına rağmen zorlamıyor, yazarın dili sade ve akıcı; andan koparıp okuma zevkinden çalmıyor ama aynı zamanda insanı kendi içinde bazı sorulara da sevk ediyor.
Freud ile rüyalar ve bilinçaltı ilişkisi ekseninde ilerleyen diyaloglar, bende büyük bir merak ve bu konuda başka kitaplar okuma isteği uyandırdı.
Breuer ve Nietzsche'nin seanslar sırasında konformizm, huzursuzluk, ümitsizlik, yalnızlık, ihtiras, hakikat arayışı, ödevler, seçimler gibi derin konular etrafında gezinerek kurdukları diyaloglar; bence daha önce bu türe dair çok bir okuma geçmişi olmayanlar -ben dahil- için 'felsefeye giriş' niteliğinde. Bunlar arasında özellikle 'küçük erdemler' olarak nitelendirilen; başkalarına karşı duyulan sorumluluklar, ödevler ve sonrasında doğan onaylanma ihtiyacı noktasında kendimi fazlasıyla sorguladım. Ayrıca yaşamın sonsuz bir döngüde tekrarlayarak ilerlemesi ihtimalinin hangi duyguları uyandırdığı, baca temizliği ile tutkuların anlamını keşfetme, gözyaşlarını konuşturma gibi düşünsel deneyler okurken bende çok kafa açtı.