Martin Eden, işçi sınıfından, sıradan görünen bir adamdır. Sıradanlığını aştıran ilk şey, kendini yetiştirip, kitap okuması, (çevresinde bu tür insanlar yok) ikincisi ise aşık olmasıdır. Burjuva kesiminden Ruth ile tanışması, önünde büyük ufuklar açılmasını ve aşk için neler yapabileceğini fark etmesini sağlar. Artık bir amacı vardır. Büyük bir yazar olacak, başarısıyla sevdiği kadına ve çevresine kendisini kanıtlayacaktır. Bu uğurda çalışmaya, hayatını buna göre dizayn etmeye başlar.
Çok az uyuyor, uyanık olduğu tüm zamanını yazarak ve yazdıklarını dergilere göndererek geçiriyordur. Başarmak için ne mümkünse yapar. Ona inanan tek kişi ise, yine kendisidir. Çevresindeki insanlar tarafından aylaklıkla ve boş işlerle uğraşmakla suçlanır, yine de kararından dönmez. Bu uğurda her şeyini harcamışken, gerçekten başarabilecek midir?
Bu kitabın Jack London'ın bir nevi otobiyografik romanı olduğunu bildiğimden süzgeçten geçirerek okudum. Yazar, tıpkı Martin Eden gibi her işte çalışmış ve yazmaya karar verip bu uğurda ne mümkünse yapmış birisi.
Yıllar önce London'ın, "Vahşetin Çağrısı," kitabını okumuş ve çok etkilenmiştim. Kitapta yazarın, altın arayıcılığı yaptığı zamanlardan izler vardı. Bu da şunu gösteriyor ki yazarlar, ne kadar farklı hayatlar görür, ya da yaşarsa bir o kadar başarılı oluyorlar.
Bu kitap adeta, elden düşürülmeyecek bir kişisel gelişim kitabı. London, bir insanın herhangi bir alanda başarılı olması için ne yapması gerektiğini ve yöntemlerini adeta listelemiş. Böyle bir adanmışlık, ne duyulmuş ne de görülmüştür.
*"Aşk, yayımlanmış kitaplar ve şöhretten beslenecek kadar berbat bir şey mi?"
*"Beni, hayatın bütün değerlerinin gerçek dışı, sahte ve bayağı olduğu güvercin yuvası kadar bir yaşamın içine sıkıştıracaktın.
*Brissenden: "... Seni kitaplar