Eski Yunan’da kadın; hiçbir şekliyle kültürel hayatta
yer almayan, “insan” üst başlığı altında erkekle yan
yana duramayan, çarşıda pazarda satılan değeri düşük
bir mal gibiydi. Yunan toplumu kadını Şeytan’ın ameliyesi
bir varlık olarak görür, dilediğiyle evlendirir, ona mirastan pay da vermezdi. Sparta’ya ise Atina’daki kadın
tasavvurunun zıddı bir algı hâkimdi. Yunan’da kadına
ne kadar baskı varsa, Sparta’da o kadar özgürlük
vardı. Kadın çarşıda-pazarda erkeklerden daha fazla
yer alır, her nevi tasarrufta bulunur, mirastan da pay
alırdı. Bu yüzden Sparta, Aristo’nun sert eleştirilerine
maruz kaldı. Aristo, kadın noktasında haddi aşmakla
itham etti Sparta’yı. Atina kadına zulüm burcunda
durmaya daha fazla direnemeyince Sparta ile aynîleşti;
bir uçtan diğerine geçti, evine kapatarak zulmettiği
kadına bu defa onu açarak, cinsel bir meta haline
dönüştürerek işkence etti. Mahremiyet hayattan bütünüyle
zail oldu, fuhuş yayıldı. Zina umûr-u âdiyeden
addedildi. Umûmhaneler siyasî faaliyetlerin merkezi
oldu. Edebiyat da, düşünce de oralarda şekillendi. Yunan,
umûmhaneden yönetilen bir devlet haline geldi.
Ahlaksız ilişkileri ebedileştirme adına putlar yapıldı,
onlar üzerinden hayali varlıklar takdis edildi. Yunan,
rahminde şekillendiği, ellerinde büyüdüğü kadına
bütün zamanlarda ihanet etti, onu pespaye bir varlık
haline getirdi. Sonunda zinadan hüküm giydi ve kendini
recmetti Yunan.