Eجmel حifa

Eجmel حifa
@ecmelhifa
‎اَكَرْنَه خَواهِى دَادْ نَه دَادِى خَواهْ eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi. RNK-Mektubat ●kanala abone olmayı unutmayınız..☁
Özgürlük İçin Açılmak
Fransa’da okuyan fakat sadece Batı’nın “gör” dediğini gören Kasım Emin, eşi ve annesi de içinde olmak üzere kadın cinsinden her varlığı “satılacak bir mal” olarak telakki eden Batı’nın aklıyla İslâm’a döndü ve ‘‘Özgürleşmesi için kadın açılmalı.’’ dedi. Çünkü açılan kadın şehvet tacirleri tarafından keşfedilecek ve farklı zaviyelerden “meta” haline getirilecekti. Kasım Emin’in önceki köle tacirlerinden tek farkı, kadına köleliği “hürriyet zarfı” içerisinde takdim etmesiydi.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kadın ve özgürlük
Geçen asra kadar kadını insanla hayvan arasında bir yerde tanımlayan Batı, İslâm coğrafyasından aldığı, adını koruyup aklını devşirdiği araştırmacılarla İslâm kadını üzerinde de operasyon planladı. İslâm’ı öğrenmeden Batı’ya giden, bu yüzden bedeniyle ayrılsa da fikri anlamda Batı’dan dönemeyen yazarlar vasıtasıyla siyahı beyaz olarak gösterdi. Kasım Emin 1899 tarihinde neşrettiği (Mısır Müftüsü Muhammed Abduh tarafından kaleme alındığı da düşünülen) “Tahrîru’l-Mer’e” adlı çalışmasında kadınların tesettüre girmelerinin İslâmî olmadığını iddia etti. Ona göre, örtünme ve mahremiyetle alakalı ayetler Allah Rasûlü’nün eşleriyle alakalıydı. Ne var ki ulemâ tarafından bu ayetler bütün kadınlara teşmil edildi.” Kasım Emin’in kendisinden fevkalade etkilendiği Muhammed Abduh’un, adına “Islah” dediği bu nevi ifade ve faaliyetlerin merkezinde; sömürgecilere mücâmele yapmak, toplumu dine yaklaştırmaktan ziyade dini topluma yaklaştırıp dönüştürmek, kadının tesettür hassasiyetini köreltmek, ulemâ ile savaşıp onları nisyana mahkûm etmek vardı. İslâm’a zarar verecek her şeyi içinde barındıran, buna mukabil faydası olan ne varsa onları da itibarsızlaştıran bu anlayış, kadın meselesinin Batı’nın referansları üzerinden değerlendirilmesinde fevkalede müeessir oldu. Yusuf Nebhani, Kasım Emin’in hocası Abduh’un yıkıcı faaliyetini anlatırken; tarihte hiçbir fırkanın Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh hareketi kadar İslâm ve Müslümanlar üzerinde yok edici etki gösteremediğini söyler.8
İngilizlerin Tasmalı Kadınları
Time gazetesi 1932 yılında, “Yüzyıl önceki Time” başlığı altında 26 Nisan 1832 tarihli nüshasını özel haber yaparak, İngilizlerin ağzından onlara kendi kadınlarını nasıl sattıklarını hatırlattı. Gazeteye göre İngilizler o tarihlerde eşlerini, boyunlarına bir tasma takarak pazara götürüp satma hakkına sahipti. Kadını satmanın şartı ise, ücretin 2 şilinden az olmaması ve boyna asılan tasmanın yeni olmasıydı. İngilizler, gazetedeki, insanlığın yüzünü kızartacak, akla hayret verecek cinsteki anlatımlarda, eşlerini hayvan pazarlarında nasıl sattıklarını itiraf eder. 1824 yılında bir kadın tasmasıyla pazara götürülür, 10 şilin üzerinden pazarlık yapılır, toplam paradan 1 şilinin de memura verileceği kararlaştırılır. Sonra o pazarda canlı varlıkların satışının kanunsuz olduğu memurun aklına gelir ve kadın, meramına ulaşamayan kocasıyla birlikte bir hayvan pazarına nakledilir ve orada satılır.6 1931 yılında bir İngiliz, yürürlükte olduğunu zannettiği ‘kocanın eşini tasmalayıp satması’ kanununa istinaden, hanımını 500 cüneyhe satar. Mahkemelik olunca da avukatı kendisini şu ifadelerle müdâfaa eder: “100 yıl önceki İngiliz kanunu kocaya, kadının rızası olması ve ücretin malum miktara ulaşması durumunda satış hakkını veriyor.” Mahkeme ise kadının satışına onay veren kanunun, 1805 tarihindeki bir başka kanunla kaldırıldığını söyler ve hanımını satan adama 10 ay hapis cezası verir.7 Kadına hayvandan daha aşağı muamelelerde bulunup, onu aşağılayan Batı, gaddarın masum ve mazlumları suçlaması gibi, onun kahredici kadın planını tanımayan her cemiyet yapısını, kadın haklarını gasp
Kadını Şeytan Görmenin Adı: Hristiyanlık
Kilise, evliliği uzak durulması gereken toplumsal bir leke olarak gördü. Ona göre bekâr, Allah katında evliden daha makbuldü. Kilise’ye göre kadın; bir Şeytan, fitneye düşüren bir silahtı. Hristiyanlar Roma şehvetperestlerinin bütün suçunu kadına kesti; Aziz Turutyan, kadını Şeytan’ın insana nüfuz kapısı olarak tanımladı. Kilise, Hz. Havva kıssasını çarpıtarak anlattı ve kadını her nevi şerrin menbaı olarak ilan etti. Hz. İsa’nın evlenmeye vakit bulamamasından dolayı bekâr kalmasını esas alan papazlar fıtrata direndi, evlenmedi, sonunda kilise gayri meşru ilişkiler merkezine döndü. Allah Rasûlü’nün gençlik yıllarına tekabül eden bir tarihte Fransa, bir kongrede kadının insan olup olmadığını tartıştı. Sonunda erkeğe hizmet etmek üzere yaratılan bir insan olduğu kanaatine varıldı.4 Alman filozof Schopenhauer de, kadının dayak yemek, güzel beslenmek, ve hapsedilmek için yaratılmış bir hayvan olduğunu iddia etti.
Uygarlıkların Günah Galerisi: Kadın
Kime nereden intikal ettiği ya da ilk olarak nerede zuhûr ettiği çok bilinmemekle beraber Cahiliyye Araplarında olduğu gibi Eski Yunan, Roma ve -XVII. asra kadar- Rusya’da da kıtlık, harp ve muhasara zamanlarında kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. Batı’da Derebeylik devrinde evlenecek bir kızın bekâretini izale hakkı; hükümdar, derebeyi ve papaza aitti. Bunlar bu işin karşılığında para bile alırlardı. Şayet kız çirkin ya da hastalıklı ise bu iş damada havale edilir, beyefendi de bunu kendine hakaret telakki ederdi. Bazı bölgelerde ise bekâreti izale mütehassısları vardı.3 Roma’daki ahlaki bozulmaya ve zinanın umûr-u âdiye olarak görülmesine tanık olan Hristiyanlar; kadının cemiyet içerisinde olması, dilediği erkeklerle konuşması gibi hususları dikkate alarak onu bozulmanın yegâne sorumlusu olarak ilan etti.