“Aomame hâlâ yerde oturur vaziyette gözlerini kapattı. Kitabın sayfalarını burnuna yaklaştırıp kokusunu içine çekti. Sayfaların kokusu, mürekkep kokusu. Oradaki akıntıya usulca kendini bıraktı. Tengo’nun kalp atışlarına kulak verdi.
Krallık bu işte, dedi Aomame. Ölmeye hazırım, ne zaman olursa.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Doğru ya, siz henüz genç olduğunuz için o meseleleri pek anlayamayabilirsiniz. Şöyle söyleyeyim. Belli bir yaşı geçince yaşam dediğin, sahip olduğun şeyleri sürekli olarak kaybettiğin bir süreçten öteye geçmez. Yaşamın için önemli olan şeyler, birer birer tarağın dişlerinin kırılıp gitmesi gibi insanın elinden kayıp düşüverir. Bunların yerine eline geçense, değersiz, tuhaf şeyler olur. Vücudun yetenekleri, arzular, hayaller, idealler, kendine güven, anlam, hatta âşık olduğun insanlar, peş peşe, önce biri sonra diğeri şeklinde yok olup gider. Veda ederek ayrılanlar, hatta bir gün hiçbir şey söylemeden ortadan yok olanlar olur ve bir kez yitirince bunları bir daha asla tekrar elde edemezsin. Yerine koyacak bir şeyler de bulamazsın. Bu, çok acı veren bir şeydir. Bazen vücudun lime lime doğranıyormuş gibi hissedersin. Kavana Bey, otuz yaşına girmek üzeresiniz. Bundan sonra yaşamınızın alacakaranlık bir çağına adım atmak üzeresiniz. Bu, evet, yaşlandığınız anlamına geliyor. Bir şeyleri yitirmeye dair o duyguyu siz de yavaş yavaş kavramaya başlamışsınızdır. Öyle değil mi?”
“...Benim varlığımın özünde olan şey, hiçlik değil. Çorak, sonsuz bir boşluk değil. Benim varlığımın merkezinde olan şey, aşk. Ben hiç değişmeden, Tengo adlı on yaşındaki çocuğu düşünmeye devam edeceğim. Onun gücünü, aklını, nezaketini içimden söküp atmayacağım. O, burada değil. Fakat olmayan biri yok olamaz. Verilmemiş sözler tutulamaz.”
“Çehov şöyle der” dedi Tamaru yavaşça ayağa kalkarak, “öykünün içinde bir tabanca varsa, bu tabancanın patlaması gerekir.”
“Anlamı ne?”
Tamaru, Aomame’nin tam karşısında durarak yanıtladı. Boyu ondan yalnızca birkaç santim daha uzundu. “Öykünün içerisine mutlaka gerekli olmayan küçük gereçleri taşımayın, demek istiyor. Eğer karşınıza bir tabanca çıkarsa, öykünün bir yerinde patlaması gerekir. Gereksiz süslemelerden kaçınarak yazmayı severdi Çehov.”
“Aomame tek parça elbisesinin eteklerini düzeltip çantasını omzuna astı. “Ve sen de buna önem veriyorsun, eğer tabanca sahneye çıkıyorsa, mutlaka bir yerlerde patlar diye.”
“Çehov’un bakış açısıyla öyle.”
“Bu yüzden, mümkünse bana tabanca vermek istemiyorsun.”
“Hem tehlikeli, hem de yasadışı. Bunlara ek olarak, Çehov inandığım bir yazardır.”
“Fakat bu bir öykü değil. Gerçek dünyada yaşıyoruz.”
Tamaru, kıstığı gözlerini ayırmadan Aomame’nin yüzüne baktı, sonra dudaklarını usulca araladı. “Bunu kim bilebilir?”