Mehmet kaan

9/10
·484 syf.··
2021 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2021 19:26
·
Serenad' ı ilk çıktığında okumuştum ve 10 yıl sonra kitabı elime yeniden alıp şöyle baktım. Aklımda hiç bir şey kalmamış yaşanılamayan buruk aşkın hikayesi haricinde ve yeniden başladım. Aslında ne kadar dolu dolu bir romanmış. Kitabi yeniden elime aldığımda unutmamak adına bir kaç başlık atacak olursam ; - Prof. Albert Einstein TC'ye mektup yazmış ve bu mektubunda Yahudi profesörlerin ülkemize hiç bir beklenti içerisinde olmadan kabulünü istemiş. Bizimkiler reddetmiş ve duruma Mustafa Kemal Atatürk müdahil olup hepsini kabul etmiş. Bu profesörler bir çok ilmi gelişmede ve yeni kurumların oluşturulmasında bize yıllarca yardımcı olmuş. - Bu profesörlerden biri ülkemizde mimezis adlı bir kitap yazmış. - Mavi alay' da binlerce kırım türkü intihar etmiş ve öldürülmüş. Kitaba göre sebep kısaca şöyle , kırım Türkleri Ankara hükümetinin de desteği ile 2. dünya savaşı döneminde Ruslara karşı Almanların tarafında yer almış ve Almanya savaşı kaybedince tren ile vagonlara kapatılarak Ruslara iade edilmişler lakin tren Türkiye' den geçmesine rağmen bizimkiler kurtarılmaları adına hiç bir girişimde bulunmamış. - Bir de Struma gemisi var. Yine yazara göre ; Hitler ve Naziler tarafından öldürülen Yahudiler ' in bir kısmı aynı sonu yaşamamak için Struma gemisi ile Filistin'e kaçmak isterler ama gemi Karadeniz de bozulur. Uzun bir süre Karadeniz' de kalırlar ve Türkiye' den yardım isterler. Türkiye yardım etmez ve 700 küsur Yahudi' nin bulunduğu gemi Ruslar tarafından Karadeniz'de patlatılır. Yazar bu ve bunun gibi elim olayları çok akıcı bir dilde anlatıyor ve okurken yakın dönem tarihimizde yaşanan bu tarz olayları nasıl bilmem suçlamasına sokuyor insanı. Bir yandan da en nihayetinde kurgu daha detaylı araştırmalıyım hissine kapılıyor insan. Bitirdikten sonra bir kaç forum ve yorum
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164bin okunma
Reklam

Mehmet kaan

, bir kitap okudu
9/10
·484 syf.··
3 günde okudu
·
2021 4. kitabı
·
Zülfü Livaneli
8.9/10 · 164bin okunma
Puan vermedi·464 syf.··
2021 3. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2021 00:20
Sanırım en son 10 küsur yıl önce okumuştum sevgili Jean Christophe Grange' i... Çok sevdiğim bir türdü polisiye gerilim. Ve çok sevdiğim bir yazar olmuştu kendisi. Ama üst üste çok kitabını okuyunca biraz boğuyor sanırım Neyse çok uzatmadan ve spoiler vermeden incelememe geçecek olursam; Grange' i özlemişim lakin bu kitabında o eski sürükleyicilik , o eski güzel dil ve üslubu buldum desem yalan söylerim. Ya o zamanlar ben genç ve heyecanlıydım ya da ilk kitaplarının tadı bir başkaydı. Çoğu kitabında olduğu gibi yine standart olay çözmeye hevesli bir polisimiz ve bir dizi seri cinayetimiz var lakin seri dediğime bakmayın. 300 sayfa boyunca hepi topu 2 kadın öldürüldü. Insan biraz daha fazlasını istiyor tâbi. Ayrıca bu sefer polisimiz pek de zeki değil çoğu şeyi eline yüzüne bulaştırıyor ve kişisel fikirlerini olaylara bağdaştırıp bazı şeyleri çarpıtabiliyor. Yine standart bir baş şüphelimiz var tabiki ama daha önce yazarımızın başka bir kitabını okuduysanız tahmin edeceğiniz üzere kitabın son sayfasına kadar bu kişinin gerçekten katil olup olmadığını bir türlü anlayamıyorsunuz... Bu sefer kitaba beni en çok bağlayan bu baş şüpheli oldu işte. Çünkü kendisi sofistike yaşamı benimsemiş ve toplum tarafından kabul edilip ve hatta övülüp neredeyse göklere çıkarılmış bir ressam. Kitap sayesinde resim ilginiz varsa daha da artıyor hatta yoksa bile oluşabiliyor diyebilirim. Mesela okurken Goya' nın ünlü bir ressam olduğunu biliyorudum. Şimdi merakla oluşan ufak araştırmalarım ile adamın hayatına ve eserlerine az çok hakimim... Hakeza Caravaggio için de durum aynı oldu Vel hâsılı kelam okumak bunu yapmalı işte ; size yeni kapılar açmalı ve yeni bilgiler katmalı. Ve Grange bana bunu bir kez daha yaptı o yüzden okuyun derim. Seviyorum seni adamım...
Ölüler DiyarıJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20193,994 okunma
Puan vermedi·456 syf.··
2021 2. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2021 13:25
Incelemeye başlamadan önce kitabın bende oluşturduğu bir kaç cümleyi yazmak istiyorum. "İlk taşı günahsız olanınız atsın." Zaman neyi değiştirmez ki ? Işlediğiniz bir suçun ağırlığını mı yoksa hissedilen vicdan azabının boyutunu mu ? Yoksa size bir fırsat verilse aslında katil olmayacağınız gerçeğini mi ? Belki de maktul ya da maktulün yakını olduğunuzda olaylara zamansız ya da objektif bakabilecek ya da sıfır noktasında her şeyi empati ile görebilirek yaptıklarınızı ya da yapmadıklarınızı mı değiştirmez ki? Geleyim incelememe; Öncelikle yazarın çok başarılı bir dili var... Sanki tiyatral bir oyun içerisinde gibisiniz. Önce karakterler ve bağlantıları iki sayfa içerisinde anlatılmış. Sonra Blackheat' de olacak baloya katılımınız için size bir davetiye bırakılmış. Işte olaylar tam da burada başlamış. Sebastian Bell isimli bir doktor sabaha karşı bir ormanda uyanır. Aklında olan tek şey Anna isimli bir kadının gözleri önünde öldürüldüğü ya da öldürülmeye çalışıldığıdır. Karakter bunun haricinde kendi ismi dahil hiç bir şey hatırlamaz. Büyük bir hafıza kaybı eşliğinde bir süre yürür ve kendini Blackheat malikanesinde bulur. Orada o gece bir balo olacağını ve kendisininde davetli listesinde olduğunu öğrenir. Başından geçen her şeyi tüm ayrıntıları ile anlatır ve yardım ister. Işte olaylar tam da bu noktada karışır. Çünkü ortaya bir anda salgın doktoru adında bir adam çıkar ve bu malikanede bu gece bir cinayet işlenecek ve sen aynı geceyi 8 kez yaşayacaksın. Sekiz farklı konuğun gözünden göreceksin, bana katilin adını getirirsen bu kısır döngüden kurtulur ve özgür kalırsın. Yoksa ömrün billah buraya sıkışır kalırsın der.... Yani olay bir hayli sürükleyici. Ama baştan belirteyim; olay ilerledikçe sürekli aynı olayı farklı bir perspektiften okuduğunuz için ortalara doğru
Evelyn Hardcastle’ın Yedi ÖlümüStuart Turton · İthaki Yayınları · 20201,482 okunma