Hayatımın en güzel yıllarının bir kısmını o eski, yıpranmış, eğri saplı, yamuk tekerlekli arabada geçti; parıldayan ılık Haziran akşamının alacakaranlığında veya Aralık gecesinin soğuk griliğinde aydınlatılmış sokaklardan ve karanlık, kasvetli geçitlerde sürüldüğünde gıcırdayıp homurdanan o arabada.
Başarmıştım! Zihnime, kendini ifade etme şansını veren şey başlamıştı. Doğruyudu, dudaklarımla konuşamıyordum, ama şimdi söylenenlerden daha kalıcı bir şeylerle konuşacaktım, yazılı kelimelerle.