Başkaları bizim mevcudiyetimizi görür, hareketlerimizi, kelimelerin dudaklarımızda nasıl şekillendiğini; sadece biz kendi hayatımızı görürüz. Bu garip bir şeydir: hayatımızı görürüz, onun böyle olmasından hayrete düşeriz, ama onu değiştiremeyiz. Hayatımızı yargıladığımızda bile ona aitizdir; onaylamamız da kınamamız da onun bir parçasıdır, kendi kendini yansıtan odur daima.
Hayat, Monique, olası bütün tanımlardan daha karmaşıktır; basite indirgenmiş her imge, kaba olma riskini taşır her zaman. Şairlerin kesin terimlerden kaçınmasını onayladığımı da sanmayın, onlar sadece düşlerini bilirler; şairlerin düşlerinde hakikat payı çoktur, fakat hayat bu düşlerden ibaret değildir. Hayat şiirden daha fazla bir şeydir; fizyolojiden daha fazla bir şeydir, hatta o kadar uzun zaman inandığım ahlaktan da. Hayat bunların hepsidir ve daha fazlasıdır: hayat, hayattır. Tek servetimiz ve tek lanetimizdir.
....her sessizlik söylenmemiş sözlerden oluşur.Belki de bu yüzden müzisyen oldum. Bu sessizliği ifade edecek, içinde barındırdığı bütün hüznü dışa vuracak, yani onu ezgiye dönüştürecek biri lazımdı.Bu kişinin kelimeleri değil-kelimeler fazla kesin oldukları için zalimdirler daima-sadece müziği kullanması gerekiyordu, çünkü müzik boşboğaz değildir, ağlayıp sızladığında bile nedenini söylemez.
Babam genç yaşta öldü. Onu çok az hatırlıyorum; biz çocukların gözünde sert biriydi hatırladığım, tıpkı kendilerine karşı sert olmayı beceremedikleri için kendi kendilerine kızan insanların zaman zaman sert oldukları gibi.
Tanrım, yoksulluğun bir çocuk için önemi yoktur; annem ve kızkardeşlerim için de yoktu, çünkü herkes bizi tanıyordu ve kimse bizi olduğumuzdan daha zengin zannetmiyordu.