Eda Bilgin

Eda Bilgin
@edabilgin3338
"Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir." Mustafa Kemal ATATÜRK
"Hindistan'a hiç gitmedim. Ömrümün geri kalanında da gitmeyi düşünmüyorum; ama bir gün biri gelir ve "Ey Montaigne bundan sonra Hindistan'in şu köyüne gitmen yasaktır." dese geceleri huzursuz olurum." "Denemeler/Montaigne sözüne göre;Sanırım herşeyin normal olduğu bir ülkede yaşadıgımı bilmek bile bana huzur verecek Ya size? Herşey normale dönünce özğürce gitmek istediğiniz yer neresi ?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yoksulların Babası’ydı… İstabul’da sıradan bir gündü. Uzun bir koridoru yürüdükten sonra nihayet kapının önündeydi. Zor nefes alıp veriyordu. Kapıyı çaldı. Araladığı kapıdan, başını içeriye uzattı. Babacan bir ses ona ‘Gel bakalım’ dedi. İçeriye girdi. Kısık ses tonuyla, parasız olduğunu, sosyal güvencesinin bulunmadığını söyledi. Utandırmamak için duymamış gibi yaptı, ‘Şikayetin ne?’ diye sordu babacan tavırlı adam. Eliyle karnını bastıran orta yaşlı kadın, ‘karnım ağrıyor’ dedi. ‘Sedyeye uzan, seni güzelce bir muayene edelim’ O, görüntüleme tekniklerinin yeterli olmadığı yıllarda, adeta gözüyle teşhis koyan iç hastalıkları doktoruydu. Üzerinde ‘numunedir. Para ile satılmaz’ ibaresi bulunan bir kaç kutu ilacı dolabından alıp kadına uzattı. ‘Bunları kullan. 15 gün sonra tekrar gel’ diyerek hastasını uğurladı. Yaptığı kulaktan kulağa yayıldı. Maddi imkanı olmayan hastaların umudu oldu. Artık kapısı yoksulların kapısına döndü adı da yoksulların doktoru olarak anılmaya başlandı. Yıl 2004’dü. Sıradan bir gündü yine. Kapısı çalındı. ‘Gel’ dedi. İçeriye girenler takım elbiseli ve kravatlıydılar. Ellerindeki çanta göze batıyordu. Kendilerinin müfettiş olduklarını söyleyen kişiler, doktora ‘Hakkınızda şikayet var. Maddi imkanı olmayanları muayene ederek devleti zarara uğrattığınız iddia ediliyor. Bu soruşturmayı yürütmek ve savunmanızı almak için geldik’ dediler.
bir şeyler oku bana yakılmış bir kitaptan ağır ağır susarak yüreğin kabarırsa tutma kendini “yaşayanlar ağlar ancak” ve düşün ki bir örgüttür ağlamak en eskilerden ve sevin ki sevdiceğim bu seher vakti bir şeyler kalmış hala gözyaşına değecek ! Hasan Hüseyin Korkmazgil
Şiir
Lisedeydim. Bir arkadaşım bana bir saat hediye etti, taktım eve gittim, bahçedeyiz… Akrabalar var. Saat dikkatlerini çekti ben de, “Arkadaşımın hediyesi.” dedim. Teyzelerden biri, “Nasıl arkadaşmış o, kimse kimseye durup dururken hediye almaz, bak bana alan var mı?”dedi. İnsanımızın sevgi anlayışıyla bilinçli olarak ilk o gün yüz yüze geldim. Pek çok insana göre, illa bir çıkar, bir menfaat, bir ilişki, bir neden olmalı birbirini sevmek için çünkü. Sonraları fark ettim, birini çok seviyorum diyorsun ve bunun karşılığında şunu soruyorlar, “Niye?”, “Nesini seviyorsun?”. Seviyorum yahu, o olduğu için, kalbim öyle dediği için… Dikkat edin bizde iki kişi evlenir, birileri çıkar ve ee zengin tabi, ee kız güzel, ee oğlanın kariyeri iyi der ve hemen bir anlam aramaya çalışırlar. Onlara göre iki kişinin birbirini gerçekten sevme ihtimalleri yoktur. Ben bahçeyi yaparken bir sürü insan, gelip geçerken meyve ağacı dik, dedi. Meyvesiz ağaçlar için “Ne yapacaksın onu?” yorumu yaptılar.