Kadere inanmak ile olayların nasıl gelişeceğinin
önceden belirlenmiş olduğuna inanmayı
kastediyoruz. Bu anlayışa hem tarih boyunca hem
de günümüzde rastlıyoruz. Kuzey'de bunun
örneklerini eski İzlanda destanlarında görebiliriz.
Gerek Yunanlılarda, gerek dünyanın başka
bölgelerinde varolan bir başka inanış da, insanların
kaderlerini kehanet yoluyla öğrenebilecekleri idi.
Bu, bir insanın ya da bir ülkenin kaderinin çeşitli..
yollarla önceden bilinebileceği anlamına geliyor.
"Bâtıl inanç". Garip bir sözcük değil miydi bu da?
İnsan Hıristiyanlığa ya da Müslümanlığa
inanıyorsa bunun adına sadece "inanç" deniyordu da, astrolojiye ya da ayın 13'üne rastlayan cuma
gününün uğursuzluğuna inanıyorsa bu birdenbire
"bâtıl inanç" oluveriyordu!
Parmenides:
a) hiçbir şey değişemez ve bu yüzden
duyusal algılayışa güvenemeyiz, diyor.
Herakleitos ise:
a) her şey değişiyor ("her şey akar") ve duyusal algılayış güvenilirdir, diyor.
Filozoflar arasında ne büyük bir düşünce
farklılığı! Ya hangisine hak vermeli?
Parmenides ve Herakleitos bir anlamda
birbirinin tam zıttydı. Parmenides'e göre mantık
bize hiçbir şeyin değişemeyeceğini söylüyordu.
Oysa Herakleitos'un duyusal deneyimleri doğada
sürekli bir değişim olduğunu ortaya çıkarıyordu.
Hangisi haklıydı? Mantığın sesini mi dinleyeceğiz
yoksa duyularımıza mı güveneceğiz?