Bombanın basıncı tarif edilemez düzeyde güçlüydü ve doğrudan maruz kalanlar - yani dışarıda, çatıda ya da pencere tarafında olan insanlar - şiddetli bir şekilde fırlatılarak havaya uçtu. Bir kilometre mesafedeki insanlar ânında ya da birkaç dakika sonra öldü. Beş yüz metre ötede bacaklarının arasından göbek kordonuyla bağlı bebeği görünüyordu. Midesi yırtılıp bağırsakları açığa çıkan bedenler de vardı. Yedi yüz metre ötede kafaları kopup ölenler, gözküreleri yerinden fırlayanlar, patlayan bir iç organı andıran beyaz cesetler, kulak deliğinden kan damlayanlar ve kafatası kemikleri kırık olanlar vardı...
Hayatta kalmayı başaranlar, güçlü radyasyona maruz kaldıkları için kıyafetleri soyulmuş ve çırılçıplak bir hâlde şehir merkezindeki alevlerden kaçarak sendeleye sendeleye dağa tırmanıyorlardı. İki çocuk ölen babalarını sürükleyerek ilerliyordu. Kafası olmayan bir bebeği sıkıca kucaklamış genç bir kadın koşturuyordu. Yaşlı bir çift el ele tutuşmuş, nefes nefese dağa tırmanıyordu. Koşarken iş pantolonu aniden alev alan bir kadın alev yağmuruna dönüştü ve yerde yuvarlandı. Ateşlerin çevrelediği bir çatı üzerinde durmadan şarkı söyleyip dans eden bir adam görünüyordu. Delirmiş olmalıydı... Koşarken arkasına durup durup bakanlar da vardı, başını bir kez bile çevirmeden hızla koşanlar da... Bir abla kız kardeşini geride bıraktığı için azarlıyorz kardeş de ablaya beklemesi için yalvarıyordu. Hemen arkalarından alevler yaklaşmaktaydı.