"Yalnız uyumana izin veririm sanki de..." diye mırıldandım. Sonra başımı iki yana sallayıp, bir kolumu doladığım bacaklarını kendime doğru çektim. Hayretle bana baktı. Sonra gülümsedi. Üstümüzde asılı duran gece göğü gibi parlak ve büyük bir gülümsemeydi. Korkarım yıldızlara rakip olabilirdi.
Yine de başka bir hayatta, başka bir zamanda, birbirimizi seçebildiğimiz başka bir fırsatta o yatakta onun yanında olabilirdim, diye düşünmeden edemiyordum.
"Felaketim olacağına söz vermiştin," diye mırıldandım başımı hızlı nefeslerini duyacak kadar ona yaklaştırırken. "Öyleyse bunu kanıtla." Yüzü yüzüme çevrildi. Burunlarımız birbirine sürtündü. Hançerini hiç indirmedi. Bıçağının ucu hala boğazımdan kan akıtıyordu. Alçak sesle, "Kanıtla," diye yineledim. "Benden öyle bir nefret et ki seni arzulayayım." Çenesini avucuma aldım. Gözlerinin gözlerimi yaktığını hissettim. "Beni mahvet."