Tanıtım bülteninden de anlayacağınız üzere kitapta toplu tecavüze uğrayan ve rızası dışında çekişen fotoğrafları sosyal medyada yayınlanan bir kızın, Emma'nın hikayesini okuyoruz.
Emma, karakter olarak çok hırslı, egolu, ilgiyi kendi üzerinde tutmayı seven, girdiği her ortamda hep en dikkat çekici olmak isteyen biri. Hatta o kadar seviyor ki ilgi çekmeyi en yakın arkadaşlarından birinin sevgilisinin de ilgisini çekmeyi umuyor bir keresinde. Kız tam olarak bizim kitaplarda okuduğumuz o kötü karakterlerden diyebilirim. Yazarın Emma'yı bu şekilde tasarlamasının çok bariz bir sebebi var bence. Toplumda tecavüze uğramayı haketmeyen kadın profili diye iğrenç bir algı var. Emma'yı o profil dışına çıkararak bu iğrenç algıya kafa tutmuş resmen yazar. Benim kitapta en hoşuma giden şey buydu diyebilirim.
Emma, yaşadığı şeyin sonucunda alacağı tepkilerin, itham edileceği şeylerin o kadar bilincindeki yaşadığı şeyi kabul etmek bile istemiyor kız. Hiç olmamış gibi hayatına devam etmek istiyor ama ne insanlar buna izin veriyor ne de aslında Emma'nın içinde bulunduğu ruh hali buna müsait.
Olayların gelişme şekli ve kitabın sonu o kadar gerçek ki insan bitirdiğinde tüm o kabul edemediği sona rağmen Emma'yı anlayabiliyor.
İçeriğin ve işleniş şeklinin çok doğru olmasına rağmen ben kitabı sevmedim. Aslında kitaptan ziyade yazarın yazış şeklini sevmedim. Bir kitap değil de senaryo yazmış gibiydi. Sahneler arası geçiş kitaplarda olması gerektiği gibi yumuşak ve bağlantılı değildi. Bir paragrafta okulda olan bir olayı anlatırken bir sonraki paragrafta direk evde yaşanan bir olaya geçiyordu. Filmlerdeki sahne geçişleri gibiydi. Bu benim kitaba odaklanmama, içine girmeme engel oldu. Yazarın genel tarzı buymuş. O yüzden ben başka kitabını alacağımı sanmıyorum.
Bence yazar insanı duyguya