“Bir insan kibirli olmadan da gururlu olabilir. Gurur daha çok kendi nefsimize karşı duyduğumuz saygıyla ilgilidir, kibirse başkalarının bize duymasını istediğimiz saygıyla ilgilidir.”
18. Yüzyılın sonlarına doğru İngiltere’nin küçük bir kasabasında, taşralı bir beyefendi ve korumacı bir baba olan Bay Bennet ve onun aklı havada karısı Bayan Bennet’ın beş kızının iyi birer evlilik yapmak dışında hayatta başka bir seçenekleri yoktur. Fakat kardeşlerden Elizabeth kent soylusu, züppe ama bir o kadar da kendini içindeki zindanlara hapsetmiş olan Bay Darcy ile yolları kesiştiğinde evliliğe ve erkeklere karşı olan düşünceleri yeniden şekil almaya başlayacaktı.
En ünlü klasiklerden biri olan Gurur ve Önyargıyı veya diğer adiyla Aşk ve Gururu bilmeyen yoktur diye düşünüyorum ama var ise hemen koşun ve kendinize bir tane alın derim.
Bence Jane Austen'in kuşkusuz en iyi romanı. Karakterlerin hepsi özenle tasarlanmış ve işlenmişler. Özellikle de canım bebeğim Bay Darcy! İnanılmaz karizmatik bir karaktere sahip olduğunu düşünüyorum. O üstten konuşan, küstah tavırları benim bir hoşuma gidiyor ki sormayın. Bir takım T.C kızı problemleri
Bay Darcy'nin Elizabeth ile ilgili yaptığı gurur kırıcı yorumlar yüzünden ikilinin arası son ana kadar düzelmemiş olsa da bence Elizabeth'de adı gibi biliyordu Darcy ile bir bağları olduğunu. Sadece gururunu bir kenara atamadı. Hazır bu konuya değinmişken size de sorayim. Sizce aşk mi daha önemli yoksa gurur mu?
Sorduğum soruyla ilgili kişisel fikrimi söylemem gerekirse, ben her zaman aşkı seçen kişiyim. Gerçek aşkın karşı konulmaz bir duygu olduğunu düşünüyorum. Eğer içinizde verdiğiniz savaşın herhangi bir cephesinde aşk bir adım geri düşüyorsa, gerçekliğini sorgulayın derim. Tabi bu benim fikrim. Şimdi durduk yere linç yemeyeyim de
Son olarak Renkitap baskısının şahane olduğunu söylüyorum ve yorumumu bitiriyorum çünkü Darcy'e olan aşkımı anlatmaya kalkarsam baya uzun sürer
"Müessesenin ikramı" dedi. Dünyanın en ahmakça şeyiydi bana kalırsa. Çünkü bedava yiyip içmesi gereken biri varsa bu kesinlikle zengin insanlar değildi.
Biraz magazin her kadın sever diye düşünüyorum. Çoğumuz kullandığımız sosyal medyalarda ünlülerin hayatları ile ilgili şeyler görüyoruz, bakıyoruz, bir şekilde takip ediyoruz. Kitabı okurken yaptığım şeyin bundan farklı olduğunu düşünmedim. Evelyn Hugo'nun gerçek bir yıldız olduğunu düşündüm ve okuduğum şeyler bunca yıldır gördüğüm şeylerin iç yüzüymüş gibi şaşırdım. Kitabın neden bu kadar içine girdim bilmiyorum ama girdim işte
Bütün kitap boyunca Evelyn'in ünlü olma yolunda neler yaşadığını, neler yaptığını okuyoruz. Hatun bakıldığında yedi kere aşkı bulmuş gibi görünüyor ama evliliklerinin ikisi hariç hepsinin altında bir strateji var.
Her ne kadar Evelyn karakteri ünlü olmak için her şeyi yapabilecek, hırs manyağı gibi görünse de ben takdir ettim. Hedefe bu kadar kilitlenip istediğini almak inanılmaz bir tatmin olmalı.
Evelyn, her şeyi kendi bencilliğinden yapıyor gibi görünse de bazı yerlerde sevdiği insanları korumak için kendini kötü göstermek pahasına bir şeyler yaptı ama sevdiği insanlar bunu asla anlamadı. Evelyn'i kendi için bir şeyler yapmakla suçladılar. Gerçi insancıkları da suçlamıyorum. Evelyn tam bir entrika ve hırs makinesi olduğu için kimse onun başkasını düşünebileceğine inanamadı. Eee adı çıkmış dokuz inmedi sekize sizin anlayacağınız.
Gerçekten insanı içine çeken vay arkadaş oyunlara bak diyebileceğiniz bir kitaptı. Hele de Evelyn'in neden ısrarla Monique'i istediğini öğrendiğimde çok şaşırdım, hiç beklemediğim bir sebep çıktı ortaya ama oralarda gözlerim biraz doldu. Okuyanlar için Evelyn'in Monique'e verdiği mektup diyeyim siz anlayın. Okumayanlar da okusun