Kötü yorum yapmaktan hiç hoşlanmıyorum ama kendime engel de olamıyorum. Aslında baktığımda kitabı çoğunlukla beğenmişler.
Kabul ediyorum konusu çok güzel ama işlenişi hoşuma gitmedi benim. Karakterleri sevemedim, replikleri sevemedim. Özellikle tepkilerden nefret ettim çünkü tam olarak ergenlerin gündelik hayatta kullandığı saçma, argomsu bir dil varya işte o dille yazılmıştı.
Karakterler liseli olduğu için belki de bu dil cuk oturmuş diye düşünen de vardır ama ben karakterler ilkokul öğrencileri olsa bile düzgün bir dil okumayı tercih ediyorum. Dilini bir kenara bırakırsan kitap aslında güzel bir kitap.
Mesela aynı okulda olmalarına rağmen o zamana kadar Bestegül'un farkına varmayan Oğuz orada geçirdikleri kısacık zamanda kıza aşık oldu. Normal de olmayacak bir şey korku ve baskı altındayken çabucak oldu. Bu tarz durumlarda insan kendine tutunacak bir dal arar ve Oğuz'un dalı da yer altında en hızlısından bir aşk yaşamak oldu. Bu şekilde içine düştüğü durumun psikolojik ağırlığından bir nebze olsun kaçabildi. Bu psikolojik yaklaşım benim çok hoşuma gitti.
Sonuç olarak o mükemmel konusuna rağmen kitabın dilinin bu şekilde olduğunu bilseydim ben alıp okumazdım ama siz dile çok takılmıyorsanız gönül rahatlığıyla alıp okuyun. Konusu çok güzel çünkü.
Eylül edebiyatımızın ilk psikolojik romanı..
Suad(kadın) ve Süreyya(erkek) evli, birbirini seven bir çifttir. Süreyya'nın babasının çiftliğinde yaşıyorlar ama Süreyya'nın bir yalı merakı var. Yalı da yaşamak , deniz görmek için ölüyor adam. Suad da yazık kıyamam kocası mutlu olsun diye babasından para istiyor ki yalıya taşınsınlar.
Taşınıyorlar taşınmasına ama Süreyya sürekli kayıkla açılam, sandal sefası yapam diyip evde hiç durmayınca Suad oldukça yalnız kalıyor. Bu yalnızlık yüzünden de kocasının kuzeni Necip'e bir aşk beslemeye başlıyor.
Eeee bu durumda normal değil mi ona ilgi gösteren, müziğini dinleyen, onu dinleyen bir adama meyillenmesi.
Kitap biraz Aşk-ı Memnu tadında ama bence Aşk-ı Memnu daha güzel. Mehmet Rauf'a saygım sonsuz ama kitabın sonu biraz aceleye gelmiş gibi geldi bana. Sanki yazar sıkılıp ay yeter diyerek bir son yazmış gibi hissettim.