Eylül edebiyatımızın ilk psikolojik romanı..
Suad(kadın) ve Süreyya(erkek) evli, birbirini seven bir çifttir. Süreyya'nın babasının çiftliğinde yaşıyorlar ama Süreyya'nın bir yalı merakı var. Yalı da yaşamak , deniz görmek için ölüyor adam. Suad da yazık kıyamam kocası mutlu olsun diye babasından para istiyor ki yalıya taşınsınlar.
Taşınıyorlar taşınmasına ama Süreyya sürekli kayıkla açılam, sandal sefası yapam diyip evde hiç durmayınca Suad oldukça yalnız kalıyor. Bu yalnızlık yüzünden de kocasının kuzeni Necip'e bir aşk beslemeye başlıyor.
Eeee bu durumda normal değil mi ona ilgi gösteren, müziğini dinleyen, onu dinleyen bir adama meyillenmesi.
Kitap biraz Aşk-ı Memnu tadında ama bence Aşk-ı Memnu daha güzel. Mehmet Rauf'a saygım sonsuz ama kitabın sonu biraz aceleye gelmiş gibi geldi bana. Sanki yazar sıkılıp ay yeter diyerek bir son yazmış gibi hissettim.
Kitap bir okulun bağış gecesinde işlenen bir cinayeti konu alıyor. Katil kim, kurban kim belli değil. Bu tarz gizem kitaplarında genelde katili arasız ama bu kitapta deli gibi kim öldü acaba diye de düşünüyoruz bir yandan. Gizemin dibi yani.
Katili ve kurbanı ararken bir yandan da üç kadının hayatlarına da şahit oluyoruz. Hataları, sırları, evliliklerinde yaşadıkları sorunları, çocuklarıyla problemlerini..
Ben kitabı inanılmaz beğendim. Yazarın kalemi çok yumuşak bir kere. Nasıl ifade edebilirim diye düşündüm bir süre ve sanki peluş bir halinin üzerine yatmak gibi bir hissiyat verdiğine karar verdim yazarın dilinin.
Hiçbir şey için aşırıya kaçılmamış. Jane'in davranışlarına etki eden travma çok mamulü mesela. Okuduğumda aman bumuymuş değil ayy çık haklı kızcağız böyle hissetmekte dedim. Sürükleyici ve insanı içine çeken bir kitap. Özellikle olayların yaşandığı değil kasabası o kadar güzel betimlenmiş ki kendimi izliyor gibi hissettim.
İzlemek demişken dizisini ben sevemedim ve ısınamadım ama siz bilirsiniz.
Kitabı kesinlikle öneriyorum. Asla pişman olmazsınız.