“Ona bakarsanız ne felsefe karın doyurur, ne tarih. Edebiyatmış, felsefeymiş, tarihmiş.. boş mu vereceğiz öyleyse hepsine? Olacak şey mi bu? Yalnızca edebiyatı alalım, karın doyurmuyor diye, önemi değeri yok mu edebiyatın?... Ne demek hem karın doyurmak?
Besbelli ‘işe yaramak’ ile aynı anlamda kullanılıyor bütün bu bağlamda. Belirtilmesi gerekir o zaman da: Ne zaman, nerede, hangi işe, kimin işine.’’