“Tanrı’yı arayarak yaşa, çünkü onsuz yaşam mümkün değildir.” Böylece içimde, etrafımda yanan en büyük ışık parlamaya başladı; o zamandan beri de beni terk etmedi. (İntihar fikrinden kurtuldum.)
“Tanrı’yı bildiğim sürece, yaşıyorum. Onu unuttuğumda, ona inanmadığımda, ölüyorum.” Bu ölümler ve dirilmeler nelerdi? Tanrının varlığına olan inancımı kaybettiğimde yaşayamadığım açıktı. Eğer bir yaratıcının var olduğuna dair belli belirsiz bir ümidim olmasaydı çoktan kendimi öldürmüştüm. Sadece onun bilincinde olduğumda ve onu aradığımda gerçekten yaşıyordum. “Ne arıyorum öyleyse?” dedi içimden bir ses. “O orada, onsuz hayat mümkün değil. “Tanrı’yı bilmek, yaşamak bir bütün, üstelik aynı şey. Tanrı, hayatın ta kendisidir.
Peki ya bu baba; koruyucu, kocaman bir yırtıcı hayvan değil de zayıf, bitkin, yaralı, terk edilmiş bir yaratıksa? Ya kızı onun kanadının altına sığınmak yerine ona analık etmek zorunda kalırsa?