İstanbul'a bakıyorduk denizden. Bizim İstanbulumuza, çalınmış hayallerin şehrine... Talan edilen anıların başkentine... Yağmalanmış mutlulukların payitahtına... Kırılmış umutların kalesine... Kederlerin kraliçesine... Zorbalığın ele geçirdiği güzelliğe... Sinsiliğin bayrak diktiği zarafete... Açgözlülüğün işgal ettiği berekete... Kendi kanımızı sunmaktan başka çaremiz kalmayan şehrimize; sokağımıza, bahçemize, evimize, mezarımıza…
İstanbul’a bakıyorduk denizden: Nevzat, Demir, bir de ben.
Sisler içindeydi İstanbul…
Katilleri yakaladığımızda bile, başka katilerin başka canlara kıydığını biliyorduk. Katillerin, kurbanların yüzü her gün, her an değişiyordu, değişmeyen tek sey, insanın insanı öldürmeye devam etmesiydi. O zaman neye yarıyordu katilleri yakalamak, canileri cezalandırmak?