Ayşegül

Ayşegül
@edebimeseleler
“Yaşamak için bir, okumak için ayrı bir ömür gerek.”
10/10
·312 syf.··
2025 18. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2025 16:55
“En uzun ve en heyecan verici yolculuk, içe doğru yapılan yolculuktur.” İnsan bazen kendi içine doğru yolculuğa çıkmak istiyor. Ben kimim, neyim ve niçin varım? sorularının cevabını bulmak istiyor. Bu kitap size kendinizi fark ettirecek bir kitap. Kemal Sayar okumayı çok seviyorum çünkü her Kemal Sayar okuduğumda hayata daha umutlu daha anlamlı bakabilmeyi öğreniyorum. Nietzche bir sözünde “ama sen önce kendini inşa etmelisin, dimdik bir beden ve dimdik bir ruhla.” diyor. Belki de çok uzun zamandır ya hep kendi içimdeyim yahut kendimi arıyorum ancak Kemal Sayar Bambudan Alınacak On Ders ile hayata karşı nasıl olmam ve yaklaşmam gerektiğini anlattı. İlk işim kendime bir bambu çiçeği almak olacak, unutmamak için. Günümüzde herkes bireyselleşiyor, bireysellik yalnızlığı da beraberinde getiriyor. Hangi birimiz ötekimizi tam olarak duyabiliyor ya da anlayabiliyor? Yalnızlık beraberinde umutsuzluğu da getiriyor. Umutsuzluk ise cesaretsizliği yanında getiriyor, çekiliyoruz iyice kendi içimize doğru, anlaşılmayayacağımızı düşünerek yahut hissederek… Kendi içimize çekildikçe “yaşamaktan” korkuyoruz, kaçıyoruz. “İncinmeyi göze alamayan nasıl sevemezse kaybolmayı göze alamayan da bulamaz” diyor Sayar, adeta yanaklarımda tokatları hissettim. İncinmekten korktuğum için belki pek çok güzel olan şeylerden de kaçmış olduğumu düşündüm. Bir yere ait hissetmek insanın tabiatında var, peki nereye aitiz ya da nereye ait olabiliriz sorusu geziyor insan zihninde. Kendisini kitaplar ve kitap okuyan insanlar dışında hiçbir yere ait hissedemeyince aklıma Kafka’nın “ben edebiyattan ibaretim, başka bir şey değilim, olamam” sözü geldi. Sahiden öyle mi? Hala bu soruya tam olarak cevap verebilmiş değilim. İnsan kendisini doğduğu coğrafyaya ait hissedemiyor bazen çünkü kendi gibi hissedeceği
Kendi Işığına YürüM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 2023620 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2025 19:27
Palyatif Toplum’u okurken bir an kendimi Kemal Sayar okuyormuşum gibi hissettim. Pek çok cümleler, vermek istediği mesajlar öylesine birbirlerine benziyordu ki, özellikle de Kemal Sayar’ın Kalbin Direnişi kitabına. Palyatif Toplum’un anlatmak istediği birden fazla konu var. Birincisi pandemi döneminde yaşanan bireysellik, hayatta kalma pahasına yaşanan uzaklık, mesafe, herkes birbirinden uzaklaştı, ölüm tek başına karşılandı, insanlardan yalnızca artan vakalar olarak söz edildi, tüketim çağında yaşamamıza, kapitalizmin durgunlaşmasına ama yıkılmayışına vurgu yaptı ve insanlar birbirlerini anlamaktan birbirleriyle bağ kurmaktan koptu. İkinci mesele dijitalleşen bir topluma dönüştük, her şey Byung-Chul Han’ın dediği gibi sosyal yaşantı beğeniler ve like’lar üzerine kuruldu, bu dijital yaşamda acı çekmek, acı ve hüzün görmek yasaktı, acıya yer yoktu. Peki insan neden acıdan böylesine kaçar ki? Toplumumuz yalnızca mutlu olma ve mutlu kalma üzerine bir hayat kurmaya başladı. Dolayısıyla eczaneler antidepresan satmaya başladı, bizim ülkemizde nüfusun neredeyse yarısı antidepresan kullanırken Amerika gibi ülkelerde uyuşturucu yoğun kullanılıyor, acıyı uyuşturup uzaklaştırmaya çalışmak, oysa şairler, yazarlar, ressamlar vs. hepsinin ortak noktası acılarının hayatlarını şekillendirip muhteşem eserler ortaya çıkarmasıydı. Yani acıların içinden bir anlam ortaya koyabilmesiydi, anlamlı yaşama arzusuydu. Acıyı ortadan kaldırmayıp onu anlamlı hale getirebiliriz. Peki niçin mutlu ancak anlamsız bir hayat sürdürme pahasına insanlar acıdan böylesine kaçınıyor? İlişkilere de değinmiş mesela, dijitalleşmenin sonucunda aşk acısı kavramı ortadan kalkıyor, herkes birden fazla alternatif buluyor, yaşantılar bedensellikten öteye geçmiyor. Yıllar ilerledikçe hayatın içindeki anlam ortadan
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,331 okunma
8/10
·184 syf.··
2025 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2025 00:47
Dostoyevski’nin yazdığı ilk kitap “İnsancıklar” uzun zamandır okuma listemdeydi. (Spoiler içerir) Hani bazı zamanlar olur ya bir kitabı devamı nasıldı diye merak edersiniz ama o süreçte okuyamazsınız, sürekli başka bir şeyler çıkar. Böyle bir süreçte okuduğum için bitirmek zor oldu. Zaman içinde zaman oluşturmaya çalışarak okudum ama 1-2 günde bitebilecek, su gibi akan, sürükleyici bir kitap. Kitabın konusuna gelecek olursak, yetim ve öksüz olan genç kız Varvara Alekseyevna ile düşük rütbeli memur Makar Alekseyeviç arasında geçen mektuplaşmalardan oluşur, birbirlerine mektuplar yazarak, yoksulluğun ve sefaletin korkunç boyutlarından söz ederler, her ikisi de birbirlerine destek olmak isterler ancak şartlar çok korkunçtur. Petersburg’a fiziksel olarak gitmemiş olsam dahi ruhumla orayı hissettim, Neva Bulvarını, o soğuk yağmurları, kara bulutları, Makar Alekseyeviç’in Majesteleri’nin önüne düşen düğmesini gördüm. Çaresizliklerine üzüldüm. İlgimi çeken bir şey oldu, diğer klasiklerde yoksul dahi olsa karakterlerin kölesi vardı, Makar Alakseyeviç’in yoktu. Yani durumu o derece vahimdi. İkisinin de hayatına çok üzüldüm, Varenka’nın yoksulluk sebebi ile kitap sonunda mantık evliliğine yönelmesi, hem de kendisine hiç hitap etmeyen birisiyle bay Bıkov ile… En azından Varenka o yoksulluk içinde ölmedi diye mi düşünmeliyim bilmiyorum, peki Makar Alekseyeviç… İncelemeye devam ettikçe sanırım spoiler yazmış olacağım, burada noktalamam gerekli. Güzel bir kitaptı.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 13. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2025 19:25
Vişne Bahçesi, Vanya Dayı ve özellikle de Altıncı Koğuş‘u severek okumuştum. Çehov’un kalemini beğeniyordum ancak bu eser benim için hayal kırıklığıydı. Sonunun farklı bitmesini bekledim ama beklentimi maalesef hiçbir şekilde karşılamadı.
Üç Kız KardeşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20169,8bin okunma
9/10
·290 syf.··
2025 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2025 00:00
Dostoyevski insanın psikolojisini ne derece zorlayabileceğini bu eseriyle bir kez daha tescillemiş oldu zira yer yer kendimi hiddetlenirken “Allah’ın cezası Foma Fomiç” derken buldum. Sinirlerim bozuldu. Sakin biri olmama rağmen bu kitap beni ciddi manada sinirlendirdi. Bu başarı ise kuşkusuz Dostoyevski’nin müthiş kaleminden kaynaklı. Gelgelelim kitabın konusuna, Foma Fomiç isimli bir soytarının, hastalık zamanlarında bir generalin yanında şaklabanlık yapmasını ve sonrasında o eve Stepançikovo köyündeki eve yerleşmesini, sürekli kendisini yüceltip orada yaşayanları aşağılaması üstelik hiçbir vasfı yokken… Kitabın anlatıcısı olan genç ve akıllı Sergey’i yok sayması, o evde yaşayan Sergey’in iyi kalpli dayısı Yegor İlyiç’i sürekli yerden yere vurması... Bir zamanlar kendisi sürekli ezildiği için belki de insanlara olan bu öfkesi, karşısındaki kim olursa olsun ezmeye çalışması, kendi yaşadığı şeyleri belki de başkalarına yaşatarak tatmin olmaya çalışması… Eh bir de manipülatif Foma Fomiç, tüm kötü davranışlarını aslında ben senin iyiliğin için söylüyorum diye yumuşatır, diyorum ya insanın sabrını zorlayan bir kitap. Kitabı okurken Foma Fomiç gibi insanların hayatımızda var olduğunu, olacağını, biliyorum.
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,901 okunma