Mildred'ın başında iki teknisyen dururken yatakta yatmasını düşündü; o ikisi kaygıyla eğilmemiş, kollarını kavuşturarak dimdik ayakta durmuşlardı yalnızca. Ve Mildred ölürse ağlamayacağına emin olduğunu düşündüğünü hatırladı. Çünkü bu bilmediği birinin, sokaktaki bir yüzün, gazatedeki bir fotoğrafta yer alan görüntünün ölümü olacaktı ve bu ansızın öyle yanlıştı ki Montag ağlamaya başlamıştı, ölüm sebebiyle değil ölüme ağlamama düşüncesi sebebiyle ağlamıştı, aptal ve boş bir kadının yanındaki aptal ve boş bir adamdı, aç yılansa Mildred'ı daha da boş kılmıştı.
Montag, "Elinde ne var?" diye sordu.
"Yılın son karahindibalarından tahminimce. Yılın bu geç vaktinde çimenlikte bunlardan bir tane bulabileceğimi sanmıyordum. Çenenin altına sürtmeni söylediler mi hiç? Bak."
Kız gülerek çiçeği çenesine dokundurdu.
"Niye ki?"
"İz bırakırsa, aşığım demektir. Bıraktı mı?"
Montag bakmaktan başka bir şey yapamazdı.
"Eee?" dedi kız.
"Çenenin altı sapsarı oldu."