Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kaleminde sadece bir aile hikayesi olmaktan ziyade aynı zamanda bir toplum eleştirisidir. Romanın merkezindeki Anjel, aslında Paris’te geçmişi pek de “masum” olmayan, hayatını erkeklerle kurduğu ilişkiler üzerinden sürdüren bir kadındır. İstanbul’a gelişi ise yeni bir hayat kurma amacıyla değildir. Fransada yaptığı işin devamı olarak istanbula gelmiştir. Ancak bi anda kendini yüzünü batıya(!) dönmüş bir ailenin mürebbiyesi olarak bulur ve evin çocuklarına başta Fransızca olmak üzere ders verir. Ancak mürebbiye Anjel, Hüseyin Rahmi’ninde kaleme aldığı şekilde “alışmış kudurmuştan beterdir” deyiminin yansıması bir şekilde evin erkekleri ile diyolağa girmekten kaçınamaz.
Romanda en çok hoşuma giden detay ise Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kullandığı dildir. Adeta karakterlerin arkasından dedikodu yapar gibi olayları anlatması en çok dikkatimi çeken detaydı ve bu dil yüzünden diğer eserlerini de okuma sırasına ekledim. Kitabı bitirdikten sonra Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın hayatını okumaya karar verdim ve çocukluğunu babannesinin yanında mahalle hayatında yaşadığını öğrendiğim zaman eserlerinde kullandığı dilin sebebini de anlamış oldum. Kitap konu olarak güzel olsa da en çok kendine özgü bir dili sayesinde aklımda yer edindi kesinlikle okunulmasını tavsiye ederim.