Gri gökyüzüne karşı daha da parlak görünen, sarı, kırmızı, yeşil uçurtmalar; yürekli ve okuduğum en güzel insanlardan biri olan Hasan, Emir'in kendini affediş hikâyesi, sevgili Sohrab, "bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü" ve bana hissettirdiği tüm içtenliği çokça sevdim. Yaşlı bir tebessümle okuduğum cümleyi işlemek istiyorum buraya:
"Senin için, bin tane olsa yakalarım!"
Yoksa bağışlanmak böyle mi tomurcuklanıyordu? Gürültülü patırtılı bir veda töreniyle değil de, eşyalarını sessizce toplayıp bir gece yarısı, habersizce sıvışarak mı?
"Şey, mesele de bu zaten. Biraz zaman alabilir. Ama mümkünmüş; bize yardım edecek."
Elimi ensesine koydum. Dışarıda, müminler namaza çağırılıyordu.
"Ne kadar?" diye sordu Sohrab.
"Bilemiyorum. Bir süre."
Omuzlarını silkti, gülümsedi. "Önemli değil. Beklerim. Ekşi elma gibi."
"Ekşi elma mı?"
"Bir keresinde, ben küçükken bir ağaca tırmandım, şu yeşil, ekşi elmalardan yedim. Karnım davul gibi şişti, çok acıdı. Annem elmaların olgunlaşmasını bekleseydin, hastalanmazdın dedi. Şimdi, ne zaman bir şeyi çok istesem, annemin elmalar için söylediği şeyi anımsıyorum."