Asla, asla evlenme dostum: Sana tavsiyem olsun; elinden gelen her şeyi yaptığına inanmadıkça, seçtiğin kadından soğumadıkça, onu iyice görüp tanımadıkça evlenme, yoksa çok kötü, geri dönüşsüz bir biçimde aldanırsın.
Kalp Lambası , 12 kısa öyküden oluşan ama okurken tek tek hikâyelerden çok, bir hayat atmosferi sunan bir kitap gibi hissettiriyor. Her öykü, sanki birinin sessizce anlattığı gerçek bir yaşam kesiti gibi. Özellikle kadın karakterlerin gündelik hayattaki mücadeleleri, görünmeyen baskılar ve küçük mutluluk anları çok sade bir dille aktarılıyor. Banu Mushtaq, öykülerini bir yazar olmanın ötesinde bir avukatın netliği ve bir aktivistin cesaretiyle kaleme almış.
Kitabı okurken kendimi bir yandan tanıdık olmayan bir kültürün içinde, diğer yandan ise kadın olmanın evrensel yükünün tam ortasında buldum. Beni en çok sarsan şey yazarın ahlaki gri alanlarda dolaşma becerisi oldu. Örneğin, Ateş Yağmuru öyküsünde (ki kitaptaki en beğendiğim öykünün bu olduğunu söyleyebilirim) toplumun saygı duyduğu bir din adamının kendi kız kardeşinin miras hakkını gasp ederken nasıl bir canavara dönüştüğünü izliyoruz. Kitaptaki son öykü olan "Ya Rabbi, Bir Kerecik de Kadın Ol!" adeta bir manifesto niteliğinde. Bir kadının Tanrı’ya "Bir kez kadın ol, ey Rabbim! Ancak o zaman bizi gerçekten anlarsın" diye seslenişi, kitabın neden bu kadar samimi ve sarsıcı olduğunun özeti gibiydi.
Kitapta ne romantik klişeler ne de sahte mutluluklar var aksine büyük olaylar anlatılmıyor ama küçük hayatların içinde çok büyük duygular var. Okuduktan sonra hikâyelerden çok, o insanların hisleri akılda kalıyor.
Kalp LambasıBanu Mushtaq · Budala Kitap · 2026950 okunma
H. G. Wells, Dünyalar Savaşı ile bilimkurguyu bir kaçış edebiyatı olmaktan çıkarıp insanın kibriyle yüzleştiği bir aynaya dönüştürmüş. Uzaylı istilasını anlatırken aslında sömürgecilik, güç ve “üstünlük” fikrini sorgulayan bir eserle baş başa bıraktı beni. Bu yüzden kitap, Marslıların işgalinden çok, insan ve onun kurban olarak konumlandığı sarsıcı bir hikaye olarak öne çıkıyor.
Kitabın en çarpıcı yanı, anlatımın neredeyse belgesel tadında olması. Olaylar o kadar sıradan bir dilde aktarılıyor ki, bir noktadan sonra kurgu olduğunu unutup gerçekten yaşanmış bir felaketi okuyormuş gibi hissettim. Marslılar ise klasik canavarlar değil; daha çok doğanın acımasız bir gücü gibi. Ne nefretleri var ne merhametleri. İşlerini yapıp geçiyorlar.
Ama asıl tokat şu: İnsan, kendini evrenin merkezi sanarken bir anda deney faresi konumuna düşüyor. Wells, teknolojinin, orduların ve medeniyet dediğimiz şeyin ne kadar hızlı çöktüğünü gösterirken hiç romantik davranmıyor. Kahramanlık yok denecek kadar az, hayatta kalma içgüdüsü ise fazlasıyla gerçek.
Kitap bittiğinde akılda kalan Marslılar değil; insanın kırılganlığı, doğanın son sözü her zaman söylemesi ve üstün tür olma iddiasının ne kadar geçici olduğu. Bilimkurgu sevmeyen birisi bile bu kitabı okumalı, çünkü mesele uzay değil mesele insan.
Dünyalar SavaşıH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20216bin okunma