"... battaniyeyi, karanlığın içinde bir yelkene benzetti. Yatağını da bir tekneye. Gecenin içinde giden bir yelkenliye. Resimli bir kitapta görmüştü. İçinde masmavi denizler olan bir kitapta. Rengârenk teknelerin direklerinde bembeyaz yelkenlerin uçuştuğu bir kitap. Tekne güvertelerinde sarı yağmurluklu küçük kızların ufka bakarak gülümsediği bir kitap. Bütün kızların mutlu olduğu bir kitap. Ama sadece bir kitap. Aptal bir kitap. Hatta dünyanın en aptal ve en yalancı kitabı! Çünkü o kızlar gerçekte yoktu. Eğer olsalardı, o sayfalara fotoğraflarını koyarlardı. Suluboyayla yapılmış gibi duran resimlerini değil...
...içinde yattığı tekne sessizce uykuya battı. On bir yaşındaydı. Hem on hem bir."
"... bir sinekkuşunun kanatları gibi atan kalbi betona çarpınca durdu. Altı yaşındaydı. Loşluğun ve korkunun böceğe benzettiği tavandaki çatlaksa ondan sadece bir yaş büyüktü. Yedi yıldır orada duruyor ve yedi yıldır, ışıklar kapanınca bir böceği andırıyordu."
"Gök parçalanıp bulut yağmaya başladı ve her şey silindi. Geriye yalnızca Maral ile Firuz kaldı.
'Ben, ölüm ile kalım arasındaki incecik çizgiyim. Sen ise üstümde yürüyen cambazsın.'
'Peki ben mi korkmalıyım, yoksa sen mi?'
'Sen düşersen bana bir şey olmaz. Ben koparsam sen zaten olmazsın' dedi Maral."