Odile varken, kendisini ne çok seversem seveyim, beni kendisinden uzaklaştıran kusurları vardı; Odile gitmişti, gene bir tanrıça oluyordu; kendisinde bulunmayan erdemlerle süslüyordum onu.
Erkeklerle kadınların bağıntıları konusunda, benim için yepyeni bir gerçeği sezinlemeye başlıyordum. Onları, bu kararsız yaratıkları, düşüncelerini ve başıboş arzularını bağlayabilecek güçlü bir yönün ardında koşar görüyordum; bu gereksinim erkeğe bu yanılmaz pusula, bu değişmez nokta olmak görevini yüklüyordu belki de.