İlk kez o gün tutmuştu elimi. İlk kez "canım" demişti.
"Böyle yapma canım, ne olur?" Belki elimi tutmasa, "canım" demese, bir daha aramazdım onu. Bırakırdım. Kendi dünyasında yaşasın dursun, derdim. Ama işte, tuttu elimi. Sıcacıktı. "Canım" dedi. "Bekle" demek istedi belki de. "Şimdi değil, ama çok da gecikmeden istediğin olacak," dedi bakışlarıyla. Ya da ben böyle kurdum. Ergin'i dinledikçe, o cümleyi başka türlü anlamaya başladım . "Burada dur, benim durduğum yerde dur," demek istemişti. Neden ama? Ne hakla?
Sana aşık olacak mıyım bu kez? Yoksa oldum mu? Her an oturduğu yerden kalkacakmış gibi duran birisine aşık olunabilir mi? Sen gittikten sonra sana aşık olmuşsam, aşk denirse bana bu satırları yazdıran duyguya, çok akılcı bir şey olur bu. Sen gittin ve sabitleştin zihnimde.
Şimdi uzaklardasın... Bu şarkıyla uyanıyorum çoğu sabah. O saatte uyanık olup olmadığını düşünüyorum duş alırken. Daha uyumamış olduğunu kuruyorum zihnimde. Biraz sonra uyuyacağını, düşünde beni göreceğini.
O kadar çok üzerinden geçtim ki konuşmalarımızın. Bazı görüşmelerimizin kaydını tutmuş belleğim. Sen ne dedin, ben ne yanıt verdim; hepsi aklımda. Bazı sözcüklerini çok sonra anladım. "Mesafe" derdin kimi gün. Canım sıkkınsa, kendimle arama mesafe koymamı önerirdin. Aramıza mesafe girdikten sonra, kaç kilometre, kaç insan, kaç hafta, kaç ay olduğunu bilmediğim mesafeler girdikten sonra aramıza; sözcükler yerlerini bulmaya başladı senin sözlüğünde. Kimisi ne kadar farklıymış benimkinden.