Ne çok konuşurduk, tam da yatmaya karar vermişken, uykumuzdan çalmak pahasına. Sonra sustuk. Birimiz bir şey söylerken öbürümüz televizyonun sesini kısmadı, anladığımız kadarı yetti -zaten neydi? önemsiz bir ayrıntı. Perdenin söküğü, dolabın kapağı.
İyi ki bu dönemde kurulmuştu dostluğumuz: eskiden olsa, o beni hercai bulurdu, ben onu hırçın. Farklı kırılganlıklar taşıdığımızı da kavrayamazdık her tür tartışmanın tatlıya bağlandığı eski gece sofralarında. Şimdiyse, birbirimizde eski günlerin, eski yüzlerin izlerini özgürce saptayabiliyoruz. Susmak, konuşmak anlamına geliyor. Güvenle dinlenmek.