Kelimenin yokluğu korkuyu hükümsüz kılmıyor, tam tersi, daha da artırıyor, onu daha yoğun daha katlanılmaz yapıyor. Gözyaşları akmaya başlıyor, şimdi sıra onlarda, tek teselli olan gözyaşlarında. En azından ağlayabiliyor, korkunun yolu açılmış, korku testisi dolup taşmış. Gözyaşları yanaklarından, yanaklarımdan, süzülüyor, yüzümdeki unla karışıyor-su, tuz ve un- ve hüznün ilk ekmeğini yoğuruyor. Asla bitmeyen o ekmeği. Tüm diğer yıllar boyunca bizi doyuracak olan hüznün ekmeği.
Neyse, elimi bir mektubun üzerine koyup sana göndermek için dış hatlarını çizmek istedim. Bir süre sonra -ne zamansa- nasıl el çizileceğini anlatan bir kitap buldum ve sayfalarını karıştırdım. Sonra da almaya karar verdim. Hayatımızın hikâyesi gibiydi. Bütün hikâyeler, ellerin de hikâyesidir — toplayan, dengeleyen, işaret eden, birleştiren, yoğuran, ören, okşayan, uykuda kendini bırakan, kesen, yiyen, silen, müzik çalan, kaşıyan, kavrayan, soyan, sıkan, tetik çeken, katlayan ellerin...