Hayatındaki çoklukla karşılaştırılsa buradaki yokluk, içindeki boşlukla daha uyumluydu. Fakat aklı buradan çıkması ve o boşluğu doldurması gerektiğini söylüyordu, belki sevgiyle belki de umutla.
Herkes ondan ürkse de onun kimseyi incitecek bir hali yok. Yüreğinin temelleri sağlam atılmış olsa da sevgiden bilinçli olarak uzak duruyor; sevemeyeceğinden değil, sevip de incinmekten korktuğu için.
Hayatta her gün çiçekler açmıyor; her mevsim kendi bilincindeki çiçeği koşullar uygun olduğunda karşımıza çıkarıyor ve bize onu ancak dalında ve var olduğu anda kıymetini bilerek sevmek düşüyor.
Hep ayakta durmak, demek istediğim yalnızca iki ayak üstünde durmaktan yoruluyordu insan; öteki hayvanlar gibi yere uzanmak rahat olmuyordu, insanın canı acıyordu, hem sonra, tüylerini yitirdiği için, derisi, ya, derisi incelmişti.
O zaman ağacı gördü, ondan daha rahat oturabileceği bir şey çıkarabileceğini düşündü. Sonra, çıplak tahtanın da rahat olmadığını duyumsadı, onu kumaşla döşedi; evcilleştirdiği hayvanların derisini yüzdü, kimilerinin tüylerini kırktı, tahtayı deriyle kapladı, deriyle tahta arasını yünle doldurdu; üstüne uzandı, mutlu mutlu:
"Ah, insan böyle ne rahat ediyor!"