Başkaları, sandığımız kişi olmadığımızı hatırlatmak için giriyor hayatlarımıza. Biz kendimizi aşağı yukarı bir şeylerle tanımlarken, onlar bize başka bir yüzümüzü gösteriyor. Kendi gerçeğimizin dışına çıkıp bakıyoruz ve öyle ya da böyle kabul ediyoruz yeniden tarif edildiğimiz hali.
Oysa her kadın başka türlü bir derinlik, başka türlü bir kuyudur. Ve açını iyi ayarlamasını bilirsen her kadın kendi dünyasında çok katmanlıdır. Sırf bir dünya kurabildiği için. Bir dünya kurmayı bildiği için. Belki dünyayı küçük bir avuca sığdırdığı ve o avucu erkeğin ellerine sakince bırakabildiği için.
Bazı kadınlar âşık olduklarında ne yapacaklarını bilemezler. Aşk onlara göre değildir. Kendilerini akıl sahibi sanan bu kadınlar bir anda akla dair ne varsa yitirirler. Duramazlar. Bir dursalar, biraz sakin, kısa bir an bile yeter ama hayır, duramazlar. Ne varsa içlerinde bir an önce, hemen oracıkta öylece uluorta dökmek, bütün duyguları yaşamak, bütün sevişmelerden geçmek ve o dinginliğe varmak isterler.
Kendime bir türlü anlatamadım. Anlamadı kalın kafam. Ne desem olmadı. Özlemek çok garip bir duygu. Çok çılgın. Çok acıklı. Çok yoğun, çilek reçeli gibi koyu. Ateş ne kadar çoksa o kadar yapışkan.