Günümüzde pek çok sayıda insan kaygılarını aşırı denetim altına almalarının bedelini psikosomatik hastalıklarla ödemektedirler. Mide ülseri, bağırsak spazmı, hipertansiyon, astım, baz deri hastalıkları ve diğer bir çok bedensel bozuklukların gerisinde, doğrudan yaşanmayan duygular bulunur. Boşalım yolu bulamayan bu gerilimler ve kaygılar organlar aracılığıyla anlatım bulurlar.
Bazı insanlar, kendimizi dürüstçe yaşadığımız zaman, diğerlerinin bu “açık”tan yararlanarak bizi devirmeye çalışacakları görüşünü savunurlar. Oysa bir insan, ancak kendi içinde devrikse başkaları tarafından devrilebilir.
Kendisini üstün bir varlık olarak algılayan kişi, çevresinden gelen en küçük bir eleştiriye bile katlanamaz. Gerçek benliği ile yüzleşmesine neden olan durumları dünyanın sonu gelmişcesine yaşar. Bu nedenle gururunu incitecek bir durumla karşılaştığında ya da karşılaşmak üzere olduğunu hissettiğinde o durumdan kaçmaya çalışır. Kaçamadığı durumlarda ise değersizlik duygusunun gerisindeki düşmanca eğilimler denetiminden çıkar ve gururuna darbe indirenlerden öç almaya çalışır.
Kişiliğin bireyselleşmesi için insanın kendisine ilişkin gerçekleri olabildiğince bilinçlendirebilmesi gerekir. Ne var ki bir çok insan, kendini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamına anlam katabilmeyi umar ve beklediklerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler. Oysa insan, gerçeklerini tanıyabildiği oranda kendisiyle uzlaşır ve çevresine karşı daha hoşgörülü olur. Bunu başaramayan birisi hoşlanmadığı ve kabul etmediği bilinç dışı benliğini diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar. Bunu yaparken aslında tanımadığı gerçek benliğini seyretmekte olduğunun farkında değildir.