Yaşamak, kendisi olabilmeyi ve yaşama etkin bir biçimde katılabilmeyi tanımlar. Bu, insanın kendi sorumluluğunu, bir başka deyişle hayatına anlam katma sorumlulugunu içerir. Sorumluluğunu üstlenen kişi özgürdür. Özgür insan daha az korkar, o yüzden daha çok sevebilir.
Para tutkusuna kapılan insanlar, sahip oldukları imkanlarla orantılı bir yaşam sürdüremezler; çünkü onlar için para, iyi yaşamak için bir araç olmaktan öte bir türlü giderilemeyen boşluklarını doldurabilecekleri sansında oldukları bir nesnedir.
Ayrılık bireyleşmeye, beraberlik bireyleşmenin yitirilmesine neden olur. Her iki durumda da yaşanan duygu korkudur. İşte insanın kendisine karşı görevi bu kutuplaşmaya bir çözüm getirmeyi içerir.
Yetişkinlik dönemine geçiş insanın bireyleşme çabaları ile toplum normları arasında bir uzlaşma sağlamasını gerektirir. Bu, gerçekleştirilmesi son derece güç bir duyarlı dengeyi içerir. Başaramayanların bir bölümü toplum normlarının egemenliği altına girer.
Sağlıksız bir beraberliğin ürünü olan çocuklar, çoğu kez ana-babalarının kendi geçmişlerinden getirdikleri ve evlilikleri içinde yaşadıkları sorunların aktarıldığı nesneler olurlar.