Evet; o dalâlet ve zındıkanın en azgın devirlerinde Bediüzzaman Said Nursi, daimî nezaret ve tarassud altında ve böyle müdhiş ve pek çok ağır şerait içerisinde idi. Nemrudların, Firavunların, Şeddadların ve Yezidlerin yapamadığı zulümlerin envaı Bediüzzaman’a yapılıyordu. Ve yirmi beş sene böyle devam etti
Tefsir iki kısımdır: Biri, âyetin ibaresini ve lâfzını tefsir eder, biri de, âyetin mâna ve hakikatlarını izah ile isbat eder. Risale-i Nur, bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymettarı ve en parlağı ve en mükemmeli olduğu, ehl-i tahkik ve tedkikten binlercesinin şehadetiyle ve tasdikiyle sabittir
Risale-i Nur, dinsizliğin belini kırmış ve temel taşlarını tarumar etmiştir.
**********
Evet o zamanlar ki, dinsizliğin mukabil cephesinde Risale-i Nur şimşekler gibi parlamış ve Kur’an-ı Hakîm’in bu nuru bütün satvet ve şevketiyle zuhur ederek perde altında neşrolunmuştur.
Tekrar biri sordu: Musibet cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddimesidir(başlangıcıdır). Hangi fiilinizle kadere fetva verdiniz ki şu musibetle hükmetti? Musibet-i âmme (büyük bela), ekseriyetin hatasına terettüp(bağlı ortaya çıkar) eder. Hazırda mükâfatınız nedir?
Dedim: Mukaddimesi, üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: Salât, savm, zekât. Zira yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik. Beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık. Keffareten beş sene oruç tutturdu. On'dan kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik. O da bizden müterakim zekâtı aldı.
اَلْجَزَاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ
(Verilecek ceza yapılan iş ve davranışın türüne göredir.)
Mükâfat-ı hazıramız ise fâsık, günahkâr bir milletten humsu olan dört milyonu velayet derecesine çıkardı; gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek hatadan neş'et eden müşterek musibet, mazi günahını sildi.
Tarihçe[Y] - 130-131